ABD’nin kamu borcunun 40 trilyon doları aşarak tarihi bir seviyeye ulaşması, küresel tahvil piyasalarında dengeleri yeniden şekillendiriyor. Washington’ın giderek büyüyen finansman ihtiyacının uzun vadeli tahvil faizlerini yukarı taşıması, Avrupa ülkelerinin borçlanma maliyetlerini de etkiliyor. Özellikle kamu borcu yüksek ekonomiler açısından yüksek faizlerin kalıcı hale gelmesi yeni bir bütçe baskısı oluşturuyor.
ABD Hazine Bakanlığı verileri, ülkenin borç yükündeki çarpıcı değişimi ortaya koyuyor. Ağustos 2001’de 5,8 trilyon dolar olan kamu borcu, 18 Ağustos 2026 itibarıyla 40 trilyon 47 milyar dolara yükseldi. Başka bir ifadeyle ABD’nin borcu yaklaşık çeyrek asırda 7 kata yakın arttı.
Bu yükselişte tek bir dönem veya gelişme etkili olmadı. 2008 küresel finans krizinde devreye alınan destekler, Kovid-19 salgını sırasında ekonomiyi ayakta tutmak için yapılan yüksek harcamalar, vergi indirimleri ve artan savunma bütçeleri borç stokunun yıllar içerisinde büyümesine katkıda bulundu.
BORCUN FATURASI 1,1 TRİLYON DOLARA ULAŞTI
ABD açısından asıl dikkat çeken noktalardan biri ise borcun kendisi kadar bu borcu taşımanın maliyeti.
Federal hükümetin yıllık faiz ödemeleri yaklaşık 1,1 trilyon dolara yükseldi. Böylece faiz giderleri sağlık harcamalarını geride bırakırken sosyal güvenliğin ardından federal bütçenin en büyük kalemlerinden biri haline geldi.
Yüksek bütçe açıklarının devam etmesi, ABD Hazinesinin finansman ihtiyacını tahvil ihraç ederek karşılamasını gerektiriyor. Piyasaya daha fazla tahvil sunulması ve ülkenin uzun vadeli mali görünümüne ilişkin endişeler ise yatırımcıların daha yüksek getiri talep etmesine neden oluyor.
Bu eğilimin en belirgin görüldüğü alanlardan biri uzun vadeli tahviller oldu. ABD’nin 30 yıllık Hazine tahvili faizi 18 Ağustos’ta yüzde 5,327’ye çıkarak 2007’den bu yana en yüksek seviyesine ulaştı.
ABD Hazinesinin 10 ila 30 yıllık tahvillere yönelik geri alımların büyüklüğünü işlem başına 2 milyar dolardan en az 4 milyar dolara çıkaracağını açıklaması piyasada bir miktar rahatlama sağladı. Ancak yüksek borç ve devam eden bütçe açıklarının yarattığı finansman ihtiyacı, uzun vadeli faizler üzerindeki temel risklerden biri olmayı sürdürüyor.
AMERİKA BORÇLANIYOR, AVRUPA’DA FAİZ YÜKSELİYOR
ABD tahvil piyasasının büyüklüğü nedeniyle buradaki hareketler yalnızca Amerikan ekonomisini ilgilendirmiyor. ABD Hazine tahvilleri küresel finans sisteminin temel fiyatlama araçlarından biri olduğu için faizlerdeki değişim diğer gelişmiş ülkelerin tahvil piyasalarına da taşınabiliyor.
Avrupa İstikrar Mekanizmasının (ESM) hesaplamaları bu ilişkinin boyutunu ortaya koyuyor.
1998-2025 dönemini kapsayan analize göre, ABD Hazine tahvillerinin net arzında beklenmedik şekilde gerçekleşen yaklaşık 25 milyar dolarlık artış, Almanya’nın 10 yıllık tahvil faizini 10 ila 15 baz puan yukarı çekebiliyor. Üstelik söz konusu etkinin yaklaşık 10 işlem günü boyunca hissedilebildiği belirtiliyor.
Almanya’nın devlet tahvilleri Avro Bölgesi’nde referans niteliği taşıyor. Dolayısıyla Alman tahvil faizlerinde yaşanan yükseliş, diğer Avrupa ülkelerinin borçlanma koşullarına da yansıyabiliyor.
Son dönemde Almanya’nın 10 yıllık tahvil faizinin yüzde 3,275’e kadar yükselerek 15 yılın zirvesini görmesi de küresel tahvil piyasalarındaki baskının Avrupa tarafındaki yansımalarından biri oldu.
AVRUPA 15,7 TRİLYON AVROLUK BORÇ TAŞIYOR
Avrupa’yı ABD’deki gelişmelere karşı daha hassas hale getiren nokta ise kıtanın kendi borç tablosu.
Eurostat verilerine göre Avrupa Birliği ülkelerinin toplam kamu borcu 2026’nın ilk çeyreğinin sonunda 15 trilyon 705 milyar avroya ulaştı. Sadece üç aylık dönemde borç stokuna yaklaşık 327 milyar avro eklendi.
AB’nin kamu borcunun GSYH’ye oranı da 2025’in son çeyreğindeki yüzde 81,8’den 2026’nın ilk çeyreğinde yüzde 82,9’a çıktı.
Avro Bölgesi’nde tablo daha yüksek bir borç oranına işaret ediyor. Bölgenin toplam kamu borcu 14 trilyon 243 milyar avroya ulaşırken borcun GSYH’ye oranı yüzde 88,9’a yükseldi.
YUNANİSTAN VE İTALYA KRİTİK EŞİĞİN ÜZERİNDE
Avrupa içerisindeki tablo ülkeden ülkeye önemli ölçüde değişiyor.
Kamu borcunun ekonomiye oranında yüzde 143,5 ile Yunanistan ilk sırada bulunuyor. İtalya yüzde 138,9 ile ikinci sırada yer alırken Fransa’da oran yüzde 117,6’ya ulaşıyor.
Belçika yüzde 109,1 ve İspanya yüzde 101,6 ile kamu borcu milli gelirinin üzerine çıkan diğer büyük Avrupa ekonomileri arasında yer alıyor.
Almanya’da ise borcun GSYH’ye oranı yüzde 64,4 seviyesinde. Aynı oran Portekiz’de yüzde 91, Finlandiya’da yüzde 89,7 ve Avusturya’da yüzde 83,3 olarak hesaplanıyor.
Borç miktarı açısından bakıldığında ise Avrupa’nın zirvesinde Fransa bulunuyor. Ülkenin kamu borcu 2026’nın ilk çeyreğinde 3 trilyon 536 milyar avroya ulaştı.
Fransa’yı 3 trilyon 158 milyar avroyla İtalya ve 2 trilyon 902 milyar avroyla Almanya izliyor. İspanya’nın kamu borcu ise 1 trilyon 740 milyar avro seviyesinde.
ABD VE AVRUPA AYNI PAZARDAN TRİLYONLARCA DOLAR ARIYOR
Küresel tahvil piyasasının önündeki önemli sorunlardan biri de ABD ile Avrupa’nın aynı dönemde giderek daha fazla finansmana ihtiyaç duyması.
Avrupa ülkeleri savunmadan altyapıya, enerjiden sağlığa kadar birçok alanda harcamalarını artırırken yaşlanan nüfus da kamu bütçeleri üzerindeki yükü büyütüyor.
Barclays’in tahminlerine göre Avro Bölgesi hükümetlerinin tahvil ihracının gelecek yıl 1,54 trilyon avroya çıkarak rekor kırması bekleniyor.
ABD’nin devasa finansman ihtiyacıyla Avrupa’nın artan tahvil arzının aynı döneme denk gelmesi, küresel sermaye için rekabeti daha da artırabilir. Yatırımcıların ABD tahvillerinden yüksek getiri elde edebildiği bir ortamda Avrupa ülkelerinin de borçlanabilmek için daha yüksek faiz sunması gerekebilir.
Bu durum özellikle borç oranı yüksek ülkeler açısından iki yönlü bir maliyet yaratıyor. Yeni borç daha pahalı hale gelirken geçmiş yıllarda düşük faizle alınan ve vadesi dolan borçların da daha yüksek oranlarla yenilenmesi gerekiyor.
Sorunun etkisi kamu bütçeleriyle de sınırlı değil. Devlet tahvili faizleri bankaların fonlama maliyetlerinden şirket kredilerine ve konut finansmanına kadar ekonominin birçok alanında referans oluşturuyor.
Bu nedenle ABD’nin 40 trilyon doları aşan borç stoku artık yalnızca Washington’ın nasıl finanse edeceği bir bütçe meselesi değil. Dünyanın en büyük tahvil piyasasındaki faizlerin yüksek kalması, Avrupa’nın zaten ağır olan borç yükünü taşımasını daha pahalı hale getirebilecek küresel bir finansman baskısına dönüşüyor.

















