Bir tilki, ormanın kralı aslanın yanında dolaşmaya başlamış. Aslanı gören hayvanlar kenara çekiliyor, seslerini kısıyor, yol veriyormuş. Tilki ise zamanla bu korkunun kendisinden kaynaklandığını sanmış. Yürüyüşü değişmiş, sesi sertleşmiş; tavşana bağırıyor, geyiğe emir veriyor, karşısına çıkanlara “Benim kim olduğumu bilmiyor musunuz?” diye çıkışıyormuş.
Tilkinin yaptıkları bir süre sonra aslanın kulağına gitmiş. Aslan tilkiyi çağırmış ve, “Benim adımı kullanarak başkalarını ezdiğini duyuyorum. Bundan sonra arkanda ben yokum” demiş.
Tilki yine aynı kibirle ormana çıkmış. Fakat bu kez kimse yol vermemiş, kimse başını eğmemiş. Öfkeyle, “Dün beni görünce herkes çekiliyordu, bugün size ne oldu?” diye bağırmış.
Yaşlı bir kaplumbağa cevap vermiş: “Dün arkanda aslan vardı. Sen onun gücünü kendi gücün sandın. Aslan çekilince geriye sadece sen kaldın.”
Aslında hayatın içinde de bu hikâyenin benzerlerini çok görürüz.
Bazı insanların asıl gücü kendilerinden gelmez. Arkalarında duran bir isimden, makamdan, sermayeden, kurumdan ya da nüfuzdan gelir. Fakat insan uzun süre böyle bir gücün gölgesinde yaşayınca, zamanla o gölgeyi kendi büyüklüğü sanmaya başlar.
İşte tehlike de burada başlar. Dün daha ölçülü konuşan kişi, bugün sesini yükseltir. Karşısındakini küçümser, insanları dinlemeye ihtiyaç duymaz, her kapının kendisine açılacağını düşünür. Çünkü kafasında tek bir güvence vardır: “Benim arkam sağlam.”
Arkasındaki gücün kendisini her şartta koruyacağına inanan insan, zamanla sınırlarını kaybeder. Söylediği sözlerin, yaptığı davranışların, kırdığı insanların bir gün karşısına çıkabileceğini düşünmez. Hatta çoğu zaman kendi gücüyle arkasındaki güç arasındaki farkı tamamen unutur.
Bir süre sonra korkuyu saygı, sessizliği itaat, geri çekilmeyi de kendi kudreti sanmaya başlar. İnsanların kendisine değil, arkasındaki güce baktığını göremez. Çünkü güç sarhoşluğunun en büyük özelliği, insana gerçeği göstermemesidir.
En büyük yanılgı ise, arkadaki gücün sonsuza kadar orada kalacağını sanmaktır.
Oysa hiçbir destek sınırsız değildir. Arkasında duran kişi ya da yapı bir gün yapılanlardan rahatsız olabilir, mesafe koyabilir ve desteğini çekebilir. İşte o zaman dün çok güçlü görünen kişinin gerçek ağırlığı ortaya çıkar.
Dün telefonları anında açılan kişinin bugün telefonuna cevap verilmeyebilir. Dün önünde eğilenler bugün yanından geçip gidebilir. Dün bir sözüyle insanları susturan kişi, bugün konuşsa kimse dönüp bakmayabilir.
Çünkü çoğu zaman saygı duyulan kişi değil, temsil ettiği güçtür. Korkulan kişi değil, arkasındaki isimdir. Yol verilen kişi değil, onun arkasında duran otoritedir.
Bu yüzden gücün gerçek sınavı, insanın eline geçtiği gün değil; o gücü nasıl kullandığı gündür. Arkasında büyük bir destek varken mütevazı kalabilmek, insanlara tepeden bakmamak ve başkasının gücünü kendi gücü sanmamak asıl karakter meselesidir.
Asıl soru, destek çekildiğinde ortaya çıkar:
Arkamda kimse yokken ben kimim?
İnsanların bana gösterdiği saygı gerçekten bana mıydı, yoksa arkamdaki güce mi?
Ve belki de hayatın en sert cevabı tam burada gelir:
Bazıları gücünü kaybetmez; aslında hiçbir zaman kendisine ait olmayan desteği kaybeder.
Bu yüzden insan, arkasındaki güce değil, kendi karakterine güvenmeli. Çünkü destek çekildiğinde insanı ayakta tutan şey bağlantıları değil, geride bıraktığı itibardır.
Arkandaki güç senin gücün değildir.
Ve gün gelir, o güç çekildiğinde insan ilk kez aynada gerçekten kim olduğunu görür.
“Güç yozlaştırır; mutlak güç, mutlaka yozlaştırır.”
— Lord Acton
















