- Sermaye Piyasası Kurulu, yatırım fonlarını da yakından ilgilendiren repo işlemlerinde önemli bir kontrol mekanizmasını devreye aldı. ,
- Repo konusu menkul kıymet zamanında bildirilecek ve fon adına bloke edilecek; aksi halde işlem iptal edilecek
10 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan düzenlemeyle, Borsa İstanbul Repo ve Ters Repo Pazarı’nda merkezi takas hizmeti verilmeyen işlemlerde repo konusu menkul kıymetin zamanında bildirilmesi ve fon adına ilgili hesapta bloke edilmesi, işlemin geçerlilik şartı haline getirildi.
Yeni sistem basitçe şu anlama geliyor:
Repo yaptım demek artık yeterli değil. Repo karşılığında gösterilen menkul kıymetin gerçekten o fonun hesabında bulunması, Takasbank’a bildirilmesi ve kullanıma kapatılarak bloke edilmesi gerekiyor.
Şartlardan biri yerine getirilmezse işlem geçersiz olacak.
Önce repo nedir?
Repo, en basit anlatımla bir menkul kıymetin belirli bir süre sonunda geri alınmak üzere satılması yoluyla finansman sağlanmasıdır.
Örneğin bir fonun elinde devlet tahvili veya repo işlemine konu olabilecek başka bir menkul kıymet bulunduğunu düşünelim.
Fon kısa vadeli nakde ihtiyaç duyduğunda bu kıymeti repo işleminde kullanarak nakit sağlayabilir. Vade sonunda nakdi faiziyle geri verir ve kıymeti geri alır.
İşlemin diğer tarafı açısından bakıldığında ise aynı işlem “ters repo”dur.
Dolayısıyla ortada iki temel unsur vardır: Nakit ve bu nakdin karşılığında kullanılan menkul kıymet.
Yeni düzenlemenin odaklandığı alan tam olarak ikinci unsur.
SPK neyi değiştirdi?
Borsa İstanbul A.Ş. Borsacılık Faaliyetlerine İlişkin Esaslar Yönetmeliği’nin 33’üncü maddesine yeni bir hüküm eklendi.
Buna göre merkezi takas hizmeti verilmeyen Repo ve Ters Repo Pazarı işlemlerinde repo konusu menkul kıymetlerin; işlem tarihinde Takasbank tarafından belirlenen saate kadar bildirilmesi ve fon adına ilgili hesapta bloke edilmesi gerekiyor.
Bu şartların yerine getirilmemesi durumunda işlem geçersiz kabul edilecek ve Takasbank’ın bildirimi üzerine Borsa İstanbul tarafından iptal edilecek.
Neden “bloke” önemli?
Düzenlemenin en önemli kelimesi belki de “bloke“.
Çünkü bir kıymetin repo işleminde kullanıldığının bildirilmesiyle, o kıymetin gerçekten fon adına ayrılarak kullanıma kapatılması aynı şey değil.
Bloke sistemiyle repo işlemine karşılık gösterilen menkul kıymet ilgili hesapta tutuluyor ve işlem süresince serbestçe başka yere aktarılamıyor.
Borsa İstanbul’un mevcut repo sisteminde de ters repo karşılığında alınan menkul kıymetler işlem vadesine kadar bloke saklamada tutuluyor ve piyasa değerleri günlük olarak takip ediliyor. Değer düşüşü halinde ek teminat mekanizması da bulunuyor.
Yeni düzenleme özellikle merkezi takas hizmeti bulunmayan işlemlerde bu kontrolün işlem geçerliliğiyle doğrudan ilişkilendirilmesi açısından önemli.
Fonlar açısından ne değişiyor?
Burada düzenlemenin fon sektörü açısından okunması gerekiyor.
Bir yatırım fonu repo yoluyla finansman sağlayacaksa, repo karşılığında kullanılacak menkul kıymetin yalnızca fon portföyünde görünmesi yeterli olmayacak.
Kıymetin zamanında bildirilmesi ve doğrudan fon adına ilgili hesapta bloke edilmesi gerekecek.
Böylece repo işleminde kullanılan varlık ile fonun saklama kayıtları arasında daha doğrudan bir bağlantı kurulmuş olacak.
Başka bir ifadeyle; “Bu fonun repo karşılığında verdiği kıymet hangisi?” sorusunun cevabı işlem tarihinde somutlaştırılmış olacak.
Aynı kıymetin serbestçe kullanılması zorlaşıyor
Bloke şartının ekonomik açıdan önemli sonuçlarından biri de burada ortaya çıkıyor.
Repo işlemine tahsis edilen bir menkul kıymet bloke edildiğinde, kıymet işlem için ayrılmış hale geliyor.
Dolayısıyla portföy yöneticisinin aynı kıymet üzerinde başka işlemler yapabilme serbestisi azalıyor.
Bu durum özellikle yoğun nakit yönetimi yapan, repo işlemlerini aktif kullanan ve gün içerisinde çok sayıda portföy hareketi gerçekleştiren fonlarda operasyonel disiplinin önemini artırabilir.
Ancak buradan, geçmişte aynı kıymetlerin mutlaka birden fazla işlemde kullanıldığı sonucu çıkarılamaz. Düzenleme esas olarak işlem konusu kıymetin zamanında tanımlanmasını ve bloke edilmesini hukuken işlemin geçerlilik koşuluna bağlıyor.
Bildirim yapılmazsa ne olacak?
Yeni sistemde bunun sonucu son derece açık.
Fon veya ilgili kuruluş repo işlemini gerçekleştirdi ancak repo konusu menkul kıymeti Takasbank’ın belirlediği saate kadar bildirmedi. “İşlem geçersiz.“
Kıymet bildirildi ancak fon adına ilgili hesapta bloke edilmedi. “Yine işlem geçersiz.“
Takasbank durumu Borsa İstanbul’a bildirecek, Borsa İstanbul da işlemi iptal edecek.
Yani eksiklik yalnızca sonradan tamamlanabilecek basit bir operasyon hatası olarak bırakılmıyor; doğrudan işlemin varlığını etkileyen bir yaptırıma bağlanıyor.
Düzenleme tüm repo işlemlerini kapsamıyor
Burada önemli bir ayrıntı var.
Yeni düzenlemeyi “Türkiye’deki bütün repo işlemlerinde yeni bloke sistemi başladı” şeklinde okumak doğru değil.
Yönetmelik açık biçimde: “Borsa Repo ve Ters Repo Pazarı’nda merkezi takas hizmeti verilmeyen işlemleri” hedef alıyor.
Borsa İstanbul’un standart Repo-Ters Repo Pazarı işleyişinde zaten menkul kıymetlerin blokajı, yeniden değerlemesi ve takasıyla ilgili kurallar bulunuyor.
Dolayısıyla SPK’nın yaptığı değişiklik, bütün repo sistemini baştan kurmaktan ziyade merkezi takas korumasının bulunmadığı belirli işlemlerde boşluk bırakmayan bir bildirim ve blokaj mekanizması oluşturuyor.
Peki SPK neden şimdi böyle bir adım attı?
Yönetmelik değişikliğinin gerekçesinde belirli bir fon veya geçmişte yapılmış belirli bir işlem işaret edilmiyor.
Bu nedenle düzenlemeyi doğrudan herhangi bir fon, kurum veya geçmiş işlemle ilişkilendirmek için elimizde kanıt bulunmuyor.
Ancak düzenlemenin sonucu açık: İşlem yapıldıktan sonra “teminat hangi kıymetti, kıymet nerede, gerçekten fonun hesabında mı?” sorularının ortaya çıkma ihtimali azaltılıyor.
Çünkü sistem artık repo işleminin geçerliliğini üç unsurun birlikte bulunmasına bağlıyor:
- İşlem var.
- Kıymet bildirilmiş.
- Kıymet fon adına bloke edilmiş.
Üçüncü halka eksikse repo işlemi de yok.
Son dönemde fonlara yönelik düzenlemelerle birlikte okunmalı
Düzenleme tek başına küçük bir teknik değişiklik gibi görülebilir.
Ancak son dönemde yatırım fonlarının portföy yapıları, kaldıraç kullanımları, pay sahipliği bildirimleri ve yoğunlaşmaları konusunda atılan adımlarla birlikte değerlendirildiğinde başka bir eğilim ortaya çıkıyor:
Fonların yalnızca ne kadar varlık taşıdığı değil, işlemleri hangi varlıklarla ve hangi kayıt düzeni içerisinde yaptığı da daha sıkı izleniyor.
SPK, Ağustos ayında yatırım fonlarına ilişkin devam eden düzenleme çalışmalarının amacını da yatırımcı haklarının korunması ile piyasaların daha sağlıklı, şeffaf ve güvenilir işlemesi olarak açıklamıştı.
Repo düzenlemesi de bu açıdan fonların kısa vadeli finansman ve likidite yönetiminin operasyonel tarafına yeni bir kontrol halkası ekliyor.
Asıl mesele: “Kıymet gerçekten orada mı?”
Düzenlemenin uzun yönetmelik cümlesini bir kenara bırakırsak getirilen sistem tek bir soruya indirgenebilir:
Fon repo yaparken karşılığında gösterdiği menkul kıymet gerçekten o fonun hesabında mı ve bu işlem için ayrılmış mı?
Bundan sonra bunun yalnızca beyan edilmesi yeterli olmayacak.
Kıymet bildirilecek.
Fon adına hesapta bulunacak.
Bloke edilecek.
Aksi halde repo işlemi Borsa İstanbul tarafından iptal edilecek.
Bu nedenle 10 Eylül düzenlemesini yalnızca teknik bir “repo mevzuatı değişikliği” olarak değil, fon varlıklarının izlenebilirliği ve işlem-teminat eşleşmesi açısından yeni bir kontrol mekanizması olarak okumak daha doğru görünüyor.














