Borsa İstanbul’da SASA diye bir gerçek var. Gerçek diyorum çünkü hayal desem, bu kadar borçla bırak hayal kurmayı insan uyuyamaz.
Bir yanda 25 milyar dolarlık petro-kimya yatırımı. Rafineri, liman, dev tesisler, uzun vadeli vizyonlar… Genel haritaya bakınca “dev bir tesis”, küçük bir kasaba hissi veriyor.
Aslında SASA’nın hikâyesi yeni değil. Bir dönem bu hissede bir yatırımcı topluluğu doğmuştu. Adları bile vardı: “SASANİLER”. Onlar için SASA bir hisse değil, bir ev hanımı için mutfak robotu, bir memur için aldığı arsa, bir öğrenci için ise bir tezdi. Grafikler geçiciydi, düşüşler sınavdı. Patron vizyonerdi, yatırımlar büyüktü, sabır kutsaldı. Her düşüşe “son fırsat”, her yükselişe “daha yeni başlıyoruz” deniliyordu. Space odalarında SASA’ nın finansallarına eleştiri getirenlere saldırılar yapılıyor. Ve hatta Patron İbrahim Erdemoğlu bile “BENİM ŞİRKETİMİN DEĞERİ BU DEĞİL”, diyerek hisse sattığında satışları karşılanıyor ve “bir şeyden anladığı yok, bu fiyattan hisse mi satılır” deniyordu.
Zaman geçti, yatırımlar gerçekten yapıldı, fabrikalar kuruldu, kapasiteler arttı. SASA reel dünyada büyüdü ama borsa tarafında hikâye ağırlaştı. Çünkü “büyüme büyük, finansman daha da büyüktü.” Patron hisse sattı, Fitch not düşürdü, bilançolar sıkıştı, nakit akışı terlemeye başladı. Buna rağmen SASANİ cephesi sakindi.
“Biz uzun vadeye bakıyoruz” dendi.
Tam bu atmosferde SASA hisselerinde tuhaf bir trafik başladı. Öyle bir trafik ki, TEM otoyolu kıskandı. Yabancı giriyor, yabancı çıkıyor. Takas verileri oynuyor. Ödünç hisseler havada uçuşuyor. Küçük yatırımcı ekrana bakıyor, ekran ona bakıyor. Kimse kimseyi anlamıyor ama herkes çok emin konuşuyor.
Bu dönemde sahneye yeni bir başlık eklendi: “PAYA DÖNÜŞTÜRÜLEBİLİR TAHVİL”. Kısaca açıklayacak olursak, “Pay senedine dönüştürülebilir tahvil, genellikle agresif büyüme stratejisi doğrultusunda finansman ihtiyacı olan şirketler için uygun bir finansman enstrümanıdır. İhraççı açısından baktığımızda banka kredilerindeki yüksek maliyetlere katlanmadan yatırımcılardan oldukça düşük bir faiz ile doğrudan borçlanma imkânı tanır (örnek SASA). Yatırımcı açısından baktığımızda ise, bu ürün, yüksek büyüme stratejini somutlaştırmış şirketlere tahvil vasıtasıyla doğrudan yatırım yapma imkânı sağlar. Arzu edilen büyüme gerçekleşmese dahi pay senedine dönüştürülebilir tahviller yatırımcı kupon faizlerini ve anaparasını geri alacağından ötürü aşağı yönlü riskleri sınırlı olan bir hisse senedi yatırımı olarak değerlendirilebilir. (örnek;HSBC)
SASA, yüz milyonlarca euroluk tahvil ihracıyla finansman sağladı. Teoride mantıklıydı. Büyük yatırım, büyük kaynak gerektirirdi. Ama tahvilin bir özelliği vardı: ileride hisseye dönüşebilme ihtimali. İşte tam burada küresel finans matematiği devreye girdi.
Tahvil işinde riskten korunmak isteyen kurumlar, başta HSBC, SASA hisselerine ihtiyaç duydu. Ama yatırım için değil. Uzun vadeli inanç için hiç değil. Sadece hedging, yani risk dengeleme için.
Bunun yolu da ödünç pay mekanizmasıydı.
HSBC piyasadan SASA hisselerini ödünç aldı. Bu hisseler teknik olarak HSBC takasına geçti. Takas tablolarında bir anda HSBC’nin payı %13’lere kadar çıktı. Sonra bu hisseler satıldı. Grafik düştü. Panik başladı. “Yabancı satıyor” dendi. Ardından pozisyonlar kapandıkça hisseler geri iade edildi ve HSBC’nin payı %10’un altına indi.
Küçük yatırımcı için tablo netti: “Yabancı geldi, bastı, gitti.”
Teknik gerçek ise daha soğuktu: “Banka risk yönetti, grafik ezildi.”
Bu süreçte en çok konuşulan soru şuydu: “Bu hisseler kimden geldi?”
Cevap basitti ama rahatsız ediciydi. Bu büyüklükte hisseler küçük yatırımcıdan çıkmazdı. Büyük, uzun vadeli, sabit bloklar gerekiyordu. Bu bir satış değildi. Erdemoğlu Holding’in ya da İbrahim Erdemoğlu’nun “çıkıyorum” dediği bir dönem de değildi. En azından KAP’ta böyle bir bildirim yoktu. Ama hisseler ödünç mekanizmasıyla piyasa dolaşımına girdi ve bu dolaşım fiyat üzerinde gerçek bir baskı yarattı.
Ertesi gün “aslında temelde sorun yok” açıklamaları geldi. Borsa klasiği. Kimsenin suçu yok, herkes haklı. Grafikler ise suç mahalline tekrar gelen katil gibi ortada kaldı.
Bu noktada Sasaniler efsanesi de sessizce tarihe karıştı. Çünkü bu artık bir inanç hikâyesi değil, bilanço hikâyesiydi. SASA hâlâ büyük oynuyordu ama piyasa artık masal değil, nakit akışı dinliyordu.
Ama hakkını teslim edelim. Türkiye’de “büyüyoruz” deyip gerçekten fabrika diken şirket sayısı az. SASA onlardan biri.
SASA nasıl kurtulur; Sonuçta SASA batmış değil ama yorgun ve yatırımcıyı da yormuş durumda;
- SASA’nın sorunu büyümek değil, aynı anda çok büyümek.
- Tahvil–ödünç pay–Yabancı Kurumlar üçgeni net anlatılmalı.
- Şirket tekrar güveni kazanmak için temettü kararı olabilir, hisse geri alım olabilir, borç azaltmaya yönelik net bir aksiyon almalı
Yatırımcıya söylenebilecek tek şey; bu film uzun, sinemadan erken çıkan çok. Kısa vade yatırımcısını geçtim, uzun vade yatırımcısının torunlarına Allah sabır versin.













