Türkiye gündemi o kadar hızlı değişiyor ki, bazı haberler sosyal medyaya düştüğünde bazen bayatlamış bile oluyor. Bu kadar hızlı gelişen olayları takip etmek çok zor olduğu gibi, aralarındaki bağı kurmak da bir o kadar zor hale geliyor.
İşte tam da bu olayın bir örneğini sizlerle paylaşmak istiyorum. Son dönemde bir bomba gibi gündeme düşen Heybeliada’da bulunan Ruhban Okulu’nun açılması haberin sanırım bu husus için en iyi örneği teşkil ediyor.
Hem biraz hafızaları tazeleyelim hem de tarihi örüntüyü bir araya getirebilmek için kronolojik olarak olaylara bir göz atalım.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis’in Mayıs 2024’deki Ankara ziyareti sırasında Yunan basınına verdiği demeçte, “Ruhban Okulunun açılması için çalışmalar yapıyoruz. Yunanistan’daki Türk azınlığın sorunları için de aynı yapıcı yaklaşımı bekliyoruz“ diyerek konuyu doğrudan ve resmi bir niyetle ilan etmiştir.

Tarihler Haziran 2024’ü gösterdiğinde İsviçre’de 90’dan fazla ülkenin temsilcisinin katıldığı ve Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesini için temel ilkelerin görüşüldüğü bir toplantı yapıldı. Bu toplantıya ülkemizi temsilen Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan katılırken, çok ilginçtir ki orada bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı daha yer aldı. Ekümenik Patrik sıfatıyla Patrik Bartholomeos‘un o masada oturması Lozan’a kadar giden tarihi hafızayı tetikledi. Ekümeniklik ve Lozan konularına yazımın ilerleyen bölümlerinde yer vereceğim.

Kasım 2025’de ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack Heybeliada Ruhban Okulu’nun Eylül 2026’da yeniden açılmasının hedeflendiğini açıkladı. Ve açıklamasına şu ifadeleri altını çizerek ekledi “ Ruhban Okulunun açılması hem Trump hem de Erdoğan için son derece önemli.”

Son olarak da 10 Mayıs 2026 tarihinde Fener Rum Patriği Bartholomeos tarih vererek, önümüzdeki aylarda okul kompleksindeki kapsamlı yenileme çalışmaları tamamlanacak. Eylül ayında da açılışı kutlayacağız” şeklinde konuştu.

Yakın tarihe ilişkin olayları hatırlattıktan sonra bir iki tarihi konuya değinip bu konunun nelere etki edebileceği konusunda bir beyin fırtınası yapmak istiyorum.
Önce Fener Rum Patrikanesi ile ilgili bir tarihi anektodla başlayalım.
Şubat 1821’de Mora İsyanı başlayınca bir yandan da Patrikhane’de gizli faaliyetler başladı. Bu durumun istihbaratını alan Sultan 2. Mahmut, Sadrazam Benderli Ali Paşa’yı bu konuyu araştırmaya ve gereken tedbirleri almak üzere görevlendirdi. Sadrazam Benderli Ali Paşa derhal Patrikhaneye bir baskın düzenledi ve aramalar esnasında bu istihbaratın gerçekliği ortaya çıktı. Rum Patrikhanesi’nin örgütün silah deposu halini aldığı, ele geçirilen çok sayıda silah ve sahte yeniçeri giysisi ile ortaya çıktı.

10 Nisan 1821’de, Patrik 5. Grigorios tutuklandı ve bugün Patrikhane’deki “Kin Kapısı” olarak anılan yerde asıldı. Bu olaydan sonra “Kin Kapısı” Rumlar ve Yunanlılarca sembolleştirildi ve yasın sembolü olarak o günden günümüze kadar da kapalı olarak muhafaza edildi.
Yazılı bir metin olmamakla birlikte, halk arasında çokça konuşulan ve bazı tarihçilerce de gündeme taşınan Kin Kapısı için, “O kapıya bir Osmanlı Padişahı veya Şeyzadesi yada Sadrazamı asılmadan kapının açılmayacağı” rivatet edilmektedir.
Peki bu Patrikane’nın önemi nedir derseniz; onun cevabı da Yunanistan Anayasında yer alıyor. Yunanistan Anayasasına göre İstanbul’da (ki metinde bu şehit Constantinople olarak geçmektedir) yer alan Fener Rum Patrikanesini inançlarının merkezi olarak görmektedirler. İşte tam da kilit buradan çıkmaktadır yani Yunanistan kilisenin EKÜMENİK olduğunu kendi hukukunda bile yer vermektedir.

Buraya kadar Ruhban Okulu ile ilintili fakat, farklı konulara ilişkin bilgileri verdim. Şimdi sıra geldi Ruhban Okuluna.
Ortodokslar arasında teolojik konular, kurallar ve ibadet şekli açısından birlik sağlamak amacıyla 1 Ekim 1844’te Patrikhaneye bağlı olarak hizmete açılan Heybeliada Ruhban Okulu, Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerinde Fener Rum Patrikhanesinin, diğer bağlı metropolitlikler ve kiliselerin din adamı ihtiyacını karşılamıştır.

Okul;
-1844 – 1919 tarihleri arasında, dört yıl ortaokul, üç yıl teoloji eğitimi,
-1919 – 1923 tarihleri arasında, beş yıllık teoloji eğitimi
-1923 – 1951 tarihleri arasında, birinci dönemdeki uygulamaya dönülmüş
– 1951 – 1971 tarihleri arasında ise, dört yıl lise, üç yıl teoloji eğitimi yapılmıştır.
1971 yılında özel üniversitelere “devlet denetiminde olma” şartını getiren Anayasa Mahkemesinin kararına uymak istemeyen Patrikhane, Heybeliada Ruhban Okulu’nun Teoloji Bölümünü kapatmayı tercih ederek, 1971-1972 öğretim yılından itibaren Heybeliada Özel Rum Erkek Lisesi olarak faaliyetlerini sürdürmüştür.
Fakat sonrasında Devlet denetiminin Patrikhane tarafından kabul edilmemesi nedeniyle, Heybeliada Ruhban Okulu şimdiye kadar açılamamıştır. Patrikhane aslında, kendisine has bir ayrıcalık talep ederek okulun kendi denetiminde, yabancı öğrenci ve öğretmen kabul edecek şekilde yeniden açılmasını istemektedir. Patrikhanenin Ekümeniklik iddialarıyla da örtüşen bu istek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına olduğu gibi Lozan Antlaşması ‘nin ruhuna ve uluslararası diğer sözleşmelere aykırı bir imtiyaz talebi niteliğindedir.
Ekümeniklik konunun özelinde kısaca, Hristiyanlığın belirli bir mezhebinin tamamını, dünya genelindeki tüm inananlarıyla birlikte temsil etme yetkisidir. Böylece Fener Rum Patriği için kullanılan “Ekümenik Patrik” unvanı, onun dünya üzerindeki tüm Ortodoksların onursal lideri olduğunu ifade ederken, siyasi ve dini bir statü verir ki bu husus Lozan Anlaşması ile çelişen bir durumdur.
Diğer taraftan Anayasa’nın 130’uncu maddesi Yükseköğretim Kurumlarının yöneticilerini ataması ve işleyişinin denetlenmesine ilişkin olaran gerekli düzenlemeyi yapmış olması sebebiyle, Patrikhane’nin talep ettiği hususların Yükseköğretim kurumu olarak hayata geçmesi mümkün görünmemektedir.

SONUÇ OLARAK
Sonuç olarak konunun bir okul açılmasından öte Fener Rum Patrikhanesinin Ekümeniklik veya sonrasında da özerklik taleplerine gidecek yolun parke taşlarının döşenmesidir.
2024 yılında yapılan İsviçre’de yapılan toplantıda Türkiye’ye eşit statüde, “Ekümenik Patrik” olarak masada yerini alan Patrik için bu hususa yönelik atılan ilk adımdır.
Diğer adımlar ise Ruhban Okulunun 1971’de kapanma sebebini ortadan kaldırmadan, Lozan Anlaşmasındaki maddelere zarar verecek şekilde ve Anayasa’nın amir hükümlerinin arkasına dolanarak devlet denetiminden muhaf tutulması durumunda, gelecek için Türkiye Cumhuriyeti Devletinin çıkar ve menfaatlerini akamete uğratacak teamül hukukunun ortaya çıkacağı masanın her zaman üzerinde tutulması gereken bir gerçekliktir.
Diğer taraftan uluslararası hukukta en temel kavramlardan birisi olan “mütekabiliyet” yani “karşılılık” ilkeşi çerçevesinde ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın “Ruhban Okulunun açılması için çalışmalar yapıyoruz. Yunanistan’daki Türk azınlığın sorunları için de aynı yapıcı yaklaşımı bekliyoruz” söylemi paralelinde Yunanistan’da bulunan Türklere müftüleri seçme hakkı tanınmadığı da unutulmamalıdır.
Belirtilmiş hususlar çerçevesinde; Heybeliada Ruhban Okulunun açılması için Lozan ve Anayasa ile belirlenen hükümlere aykırılık tesis etmemesi, ekümeniklik iddiadını gündeme getirmemesi şartı ile uygun karşılanabilecek olmasın karşın bunların aksine hususlar kabul edilebilir değildir.







Emeğinize sağlık Burak bey,tarihsel süreciyle birlikte olayın güncelini çok bu güzel özetlemişsiniz