Borsada bazı yöneticiler vardır; şirket zor günler geçirirken hisse toplar, “Ben şirketime güveniyorum” mesajı verir.
Bazıları da vardır ki geleceği o kadar iyi görür ki… Hisseleri yatırımcılara bırakıp uzaklaşmayı tercih eder.
Türk İlaç’ta yaşananlar da ikinci kategoriye daha yakın görünüyor.
Hatırlayalım…
Şirket konkordato başvurusu yaptı.
Yatırımcılar ekrana bakıp “Ne oldu şimdi?” diye birbirlerine sorarken, ortaya çıkan işlemler SPK’nın da dikkatini çekti.
Ve sonunda beklenen haber geldi.
SPK bülteninde yer alan açıklamada, Türk İlaç ve Serum Sanayi AŞ (TRILC) pay piyasasında gerçekleştirilen işlemlerde, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 106 ve 104’üncü maddelerinde sayılan fiillerin işlendiğine dair “makul şüphe” bulunduğu belirtildi.
Kurul açıklamasında, yatırımcı haklarının korunması ve yapay piyasa oluşturmaya yönelik işlemlerin engellenmesi amacıyla, Yunus Emre Battal hakkında 5 Haziran 2026 tarihinden itibaren borsalarda 6 ay süreyle geçici işlem yasağı uygulanmasına karar verildiği ifade edildi.
Elbette nihai karar verilmiş değil.
Ancak SPK’nın “Burada biraz durup bakalım” demesi bile yatırımcıların aylardır sorduğu soruların boşa olmadığını gösteriyor.
Çünkü borsada zamanlama her şeydir.
Özellikle de şirket konkordato ilan etmeden hemen önce yapılan satışların zamanlaması…
Buna artık tesadüf mü denir, ileri görüşlülük mü denir, yoksa meteoroloji tahmini gibi yaklaşan fırtınayı önceden görmek mi denir; yorumu yatırımcıya bırakıyoruz.
Küçük yatırımcı o günlerde ne yapıyordu?
KAP açıklamalarını okuyordu.
Gelecek projelerini inceliyordu.
Yeni yatırımları konuşuyordu.
Belki de şirketin toparlanacağına inanıyordu.
Ama görünen o ki gemide herkes aynı manzaraya bakmıyormuş.
Bir tarafta “gelecek parlak” hikâyeleri anlatılırken, diğer tarafta cankurtaran botlarının sessizce suya indirildiği anlaşılıyor.
TRILC yatırımcısının son dönemde yaşadığı hikâyeyi tek cümlede özetlemek gerekirse:
“Biz ilacın etkisini beklerken, reçeteyi yazanlar eczaneden çıkmış.”
SPK’nın tedbir kararı aslında piyasaya verilen önemli bir mesaj niteliğinde.
Çünkü sermaye piyasalarının en büyük sermayesi para değil, güvendir.
Güven kaybolduğunda bilanço düzelir, borç yapılandırılır, konkordato biter.
Ama yatırımcının hafızasında açılan yara kolay kapanmaz.
Şimdi herkes aynı sorunun cevabını arıyor:
Konkordato gerçekten sürpriz miydi?
Yoksa bazıları fragmanı çok önceden izlemiş miydi?
SPK’nın önümüzdeki dönemde yürüteceği süreç bu soruların cevabını verecek.
Ama küçük yatırımcı için şimdiden çıkan ders belli:
Bazı hisselerde bilanço okumak yetmez.
Bazen yöneticilerin ayak izlerini de takip etmek gerekir.
Çünkü borsada en değerli gösterge bazen teknik analiz değil, çıkış kapısına yönelenlerin oluşturduğu kuyruktur.
“DÜNKÜ YAZIMIZDA DA BELİRTMİŞTİRK; LAVMAN KASIM 2025’DE YAPILMIŞ ŞİRKETE“














