Borsa İstanbul’da son dönemde öyle bir tablo oluştu ki, ekran başındaki yatırımcı artık bilanço değil, “kim ne kadar hisse satacak” listesini takip ediyor. Sanayiciden teknoloji patronuna, enerji şirketinden restoran zincirine kadar herkesin yolu aynı kapıya çıkıyor: Pay satışı.
Son örnek de Baydöner Restoranları cephesinden geldi. Şirket ortaklarından birinin yaklaşık yüzde 5’e yaklaşan payı için SPK’ya satış başvurusu yaptığı ortaya çıktı. Yani memlekette dönerin porsiyonu küçülüyor ama hisse satışı porsiyonları büyümeye devam ediyor.
Eskiden patronlar televizyona çıkıp “şirketimize güveniyoruz” derdi. Şimdi KAP bildirimi geliyor: “Bir miktar hissemizi değerlendirmek istiyoruz.”
Tabii “değerlendirmek” kelimesi burada oldukça nazik kalıyor. Çünkü piyasadaki yatırımcı artık şu soruyu soruyor:
“Madem işler bu kadar iyi, neden ilk kaçan patron oluyor?”
İşin ironik tarafı sektör fark etmiyor.
Demirci satıyor.
Yazılımcı satıyor.
Enerjici satıyor.
Dönerci satıyor.
Yakında manavdan da KAP açıklaması gelirse kimse şaşırmayacak.
Borsa artık şirketlerin büyüme hikâyesinden çok, ortakların nakde dönüş platformuna dönmüş durumda. Halka arz dönemlerinde “uzun vadeli vizyon” anlatan patronlar, hisse yükselince bir anda “likidite yönetimi uzmanı” oluveriyor.
Üstelik bu satışların çoğu öyle küçük miktarlar da değil. Milyonlarca liralık paylar piyasaya bırakılıyor. Sonra da yatırımcıya klasik cümle kuruluyor:
“Satış şirket faaliyetlerini etkilemeyecek.”
Zaten küçük yatırımcının sorunu da tam burada başlıyor. Çünkü şirket etkilenmiyor olabilir ama tahtadaki fiyat genelde etkileniyor. Patron satışa hazırlanırken yatırımcı hâlâ YouTube yayınlarında “hedef fiyat” dinliyor oluyor.
Peki bu satışların amacı ne?
Resmî açıklamalarda genellikle “finansal planlama”, “likidite artırımı”, “yatırım fırsatlarının değerlendirilmesi” gibi süslü ifadeler kullanılıyor. Ama borsadaki yatırımcı işin özünü daha kısa özetliyor:
“Fiyat yükseldi, patron fırsatı değerlendirdi.”
Çünkü piyasadaki temel algı şu:
Bir patron kendi şirket hissesinde uzun vadeli büyük potansiyel görüyorsa neden en iştahlı dönemde satışa yöneliyor?
Elbette her satış kötü anlam taşımıyor olabilir. Kimi zaman borç kapatılıyor, kimi zaman grup içi finansman sağlanıyor, kimi zaman da halka açıklık oranı artırılıyor. Ancak sorun şu ki son dönemde satışlar istisna olmaktan çıktı, adeta moda haline geldi.
Bir dönem şirketler “yeni fabrika”, “kapasite artışı”, “küresel büyüme” hikâyeleri anlatıyordu. Şimdi yatırımcı daha çok “kaç lot satılacak” hesabı yapıyor. Üretim haberlerinden çok pay satış bilgi formları konuşuluyor.
Ve doğal olarak küçük yatırımcının aklında aynı soru dönüp duruyor:
“Patron neden satıyor?”
Çünkü borsada en güçlü mesaj bazen bilanço değil, patronun kendi hissesiyle yaptığı işlem oluyor.
Görünen o ki piyasada yeni dönem başladı:
Kim ne üretiyor bilinmez ama herkes hisse satıyor.













