“Herkes aynı anda kaçıyorsa, çok az kişi neden kaçtığını biliyordur.”
Kaos teorisinin en çarpıcı tarafı şudur: Bazen küçük bir hareket, kırılgan bir sistemde tahmin edilenden çok daha büyük sonuçlar yaratır. Başlangıçta önemsiz görünen bir gelişme başka gelişmeleri tetikler; sistem kendi içinde büyüyen bir reaksiyon üretir ve bir süre sonra ilk hareketle ortaya çıkan sonuç arasında neredeyse bağ kurmak zorlaşır.
Son dönemde yatırım fonları etrafında yaşananlara biraz da bu gözle bakmak gerekiyor.
Bir fon hakkında başlayan tartışma başka fonlara, oradan portföy yönetim şirketlerine, hisselere ve yatırımcının genel güven duygusuna kadar uzanabiliyor. Tasfiye haberleri, tartışmalı işlemler, fiyatlamalara ilişkin soru işaretleri ve yatırımcının parasına ne zaman ulaşacağına yönelik belirsizlikler üst üste geldiğinde mesele artık yalnızca birkaç fonun meselesi olmaktan çıkıyor.
İşte burada sürü psikolojisi devreye giriyor.
“Herkes aynı anda kaçıyorsa, çok az kişi neden kaçtığını sorgular.”
İnsanlar belirsizlik karşısında çoğu zaman kendi analizlerinden önce başkalarının davranışına bakar. Birileri çıkıyorsa “bildikleri bir şey vardır” diye düşünülür. Bir söylenti yayılıyorsa, doğruluğu araştırılmadan başka yatırımcılara aktarılır. Birkaç kişinin korkusu kısa sürede yüzlerce kişinin korkusuna dönüşebilir.
Çünkü “Kaosun en büyük gücü, insanlara düşünmek için zaman bırakmamasıdır.”
Yatırımcı tam olarak ne olduğunu anlamaya çalışırken yeni bir iddia ortaya çıkar. Bir sorunun cevabı bulunmadan başka bir tartışma başlar. Bilgiyle söylenti, gerçek riskle abartılmış korku birbirine karışır. Böyle bir ortamda yatırımcının davranışı giderek basitleşir: Önce ne olduğunu anlamaya çalışır, sonra zararını düşünür, en sonunda yalnızca çıkışı arar.
“Panikleyen kalabalık yön aramaz, çıkış arar.”
Ama kaosun bir de fazla konuşulmayan başka tarafı vardır.
Kaos herkesi aynı şekilde etkilemez.
Birileri gerçekten ne olduğunu anlamaya çalışır. Birileri parasını kurtarmaya çalışır. Birileri sistemdeki aksaklıkları ortaya çıkarmaya uğraşır.
Birileri ise kaostan beslenir.
Çünkü korkunun büyüdüğü yerde söylentinin değeri artar. Bilginin bulanıklaştığı yerde manipülasyon kolaylaşır. İnsanların düşünmeden hareket ettiği ortamda, kalabalığın yönünü değiştirmek çok daha kolay hale gelir.
İşte tam da burada şu cümle anlam kazanıyor:
“Herkes yangını söndürmeye çalışırken, bazıları ateşe odun taşır.”
Ateşe odun taşımak yalnızca yeni bir sorun yaratmak değildir. Doğrulanmamış bilgiyi büyütmek, yatırımcının korkusunu kullanmak, her fonu ve her kurumu aynı torbaya koymak, belirsizlikten kendisine alan açmak da aynı yangını büyütür.
Üstelik yangın büyüdükçe başka bir avantaj ortaya çıkar: Duman çoğalır.
Duman çoğaldığında kimin ne yaptığı daha zor görülür. Gerçek sorular gürültünün içinde kaybolur. Asıl sorgulanması gereken işlemler, sorumluluklar ve ilişkiler geri plana düşebilir.
Bu nedenle bugün yatırımcının ihtiyacı daha fazla gürültü değil, daha fazla açıklıktır.
Kim ne yaptı? Hangi işlem neden yapıldı? Hangi fon neden tasfiyeye gitti? Yatırımcı parasına nasıl ulaşacak? Hangi iddia belgeye dayanıyor, hangisi yalnızca söylenti?
Çünkü finans piyasalarında asıl tehlike yalnızca yangının çıkması değildir.
Asıl tehlike, herkes yangından kaçarken birilerinin o yangının sönmemesi için çalışmasıdır.
Düzenleyici ve denetleyici kurumların, yatırımcıları, acilen bu KAOS ortamından çıkarması, sonra ateşe odun atanların tespit edilmesi gerekmektedir.














