Küresel jeopolitik arenanın, ABD Başkanı Donald Trump’ın yeni yönetim dönemindeki egemenlik iddiaları ve müdahale tehditleriyle sarsıldığı kritik bir süreçte, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Rusya’ya yönelik önemli bir işbirliği çağrısı yaptı. Şi, iki ülkenin “sorumlu büyük güçler” statüsünde ortak hareket etmesinin önemini vurguladı.
Çin Dışişleri Bakanlığı’nın 04 Şubat 2026, 17:28 tarihli açıklamasına göre, Çin lideri Şi, Rus mevkidaşı Vladimir Putin ile gerçekleştirdiği telekonferans görüşmesinde hem ikili ilişkilerin geleceğini hem de mevcut küresel durumu ele aldı. Şi, yılın başından itibaren uluslararası tablonun giderek daha çalkantılı bir hal aldığına dikkat çekerek, şu beyanatta bulundu: “Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri ve aynı zamanda sorumlu büyük ülkeler olarak Çin ve Rusya’nın; uluslararası toplumda eşitlik ve adalet ilkelerine bağlılığı teşvik etme, BM merkezli uluslararası sistemi ve uluslararası hukukun temel kaidelerini müdafaa etme, ve küresel stratejik istikrarı muhafaza etmek adına iş birliği yapma sorumluluğu bulunmaktadır.” Konuşmasında, Şi ayrıca Çin-Rusya ilişkileri için yeni bir eylem planı oluşturma konusundaki istekliliğini dile getirerek, tarafların daha kapsamlı stratejik uyum ve daha girişimci bir duruş sergileyerek ilişkilerin doğru yöndeki gelişimini sürdürmeleri gerektiğini vurguladı.
Rusya Devlet Başkanı Putin de benzer şekilde, gittikçe karmaşıklaşan ve kırılganlaşan uluslararası koşullar altında, Moskova’nın Pekin ile Birleşmiş Milletler (BM), Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve BRICS gibi çok taraflı platformlardaki işbirliğini pekiştirmeye hazır olduğunu teyit etti.
Washington, Moskova ve Pekin Ekseninde Dengeler Yeniden Şekilleniyor
Çin, Amerika Birleşik Devletleri ile yükselen jeopolitik rekabet ve tansiyon ortamında, bir dengeleyici unsur olarak hareket etmektedir. Özellikle Ukrayna Savaşı’nın ardından Batı dünyasının meydan okumalarıyla yüzleşen Rusya ile stratejik bir yakınlaşma politikası benimsemiştir.
Çin ve Rusya’nın devlet başkanları, İkinci Dünya Savaşı’nın sona erişinin 80. yıl dönümünün anıldığı 2025 senesinde karşılıklı ziyaretler gerçekleştirmişlerdi. Bu kapsamda, Şi Mayıs 2025’te Rusya’yı ziyaret ederek Zafer Günü kutlamalarına iştirak etmişti. Bunu takiben, Putin de Eylül 2025’te Çin’in Tiencin şehrinde tertiplenen Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi’ne ve Pekin’deki askeri törenlere katılarak iadeiziyarette bulunmuştu.
Bu diplomatik temaslar, eski Başkan Trump’ın uyguladığı tarife siyasetleri yüzünden küresel ölçekte ticari gerilimlerin ve ekonomik istikrarsızlığın tırmandığı, ayrıca transatlantik ittifakının zayıfladığına dair belirtilerin ortaya çıktığı bir konjonktürde, Pekin ile Moskova arasındaki yakınlaşmanın ivme kazanarak sürdüğünün açık bir sinyali olmuştu.
Diğer yandan, Trump’ın yeni yönetim döneminde, Amerika Birleşik Devletleri’nin Rusya’ya yönelik tutumunda da bir değişim gözlemlenmektedir. Rusya-Ukrayna Savaşı’nı sonlandırmak amacıyla Avrupalı müttefiklerini dışarıda bırakan bir barış planı teklif eden Trump, transatlantik ittifakının muhtemel zayıflaması riskine rağmen Moskova ile olumlu ilişkiler tesis etme gayretindedir.
Mart 2025’te, ülkesinde Fox News televizyonuna bir röportaj veren Başkan Trump, Çin ile Rusya arasındaki ilişkilerin derinleşmesini önceki ABD yönetimlerinin hatalı politikalarına bağlamış ve şu sözleri dile getirmişti: “Bir tarih talebesi olarak Çin ile Rusya’nın birleşmesinin hayra alamet olmadığını idrak etmelisiniz. Amerika Birleşik Devletleri’nin hatalı siyasetleri, Rusya’yı Çin ile bir ‘evliliğe’ mecbur etmiştir.”
Çin ve Rusya, uzun süre boyunca ABD ve Avrupa tarafından, güç kullanarak kurallara dayalı uluslararası düzeni dönüştürme gayretinde olan “revizyonist güçler” olarak nitelendirilerek eleştirilmişti. Ancak, Başkan Trump’ın yeni görev döneminde uyguladığı tarife politikalarıyla küresel ticareti kendi lehine tek taraflı olarak şekillendirme çabalarının yanı sıra…















