ABD’nin Sessiz Onayı ve Rusya’nın Geri Çekilmesinin Jeopolitik Nedenleri
Suriye iç savaşı, yalnızca bir iç çatışma değil; aynı zamanda küresel ve bölgesel güçlerin doğrudan ve dolaylı biçimde karşı karşıya geldiği çok katmanlı bir jeopolitik mücadele alanıdır. Bu karmaşık denklem içinde Türkiye, özellikle son yıllarda sahada kalıcı askeri varlık kurabilen ve stratejik hedeflerine belirli ölçüde ulaşabilen ender aktörlerden biri olmuştur. Bu çalışmanın amacı, Türkiye’nin Suriye’de neden görece başarılı olduğu, ABD’nin bu sürece neden açık ya da örtülü biçimde izin verdiği ve Rusya’nın neden alan kaybettiği sorularını analitik bir çerçevede incelemektir.
- Türkiye’nin Suriye Stratejisinin Temel Dinamikleri
Türkiye’nin Suriye politikasının merkezinde üç temel hedef bulunmaktadır:
1. Sınır güvenliğinin sağlanması
2. PKK/YPG yapılanmasının engellenmesi
3. Yeni bir göç dalgasının önüne geçilmesi
Bu hedefler, ideolojik olmaktan ziyade ulusal güvenlik temelli olup, Ankara’ya iç ve dış politikada meşruiyet sağlamıştır. Türkiye, askeri operasyonlarını “sınır ötesi tehditlerin kaynağında bertaraf edilmesi” doktrini çerçevesinde yürütmüş; bu da uluslararası hukukta “meşru müdafaa” argümanını güçlendirmiştir.
Ayrıca Türkiye, klasik işgal anlayışı yerine kontrollü alan yönetimi, yerel unsurların entegrasyonu ve lojistik süreklilik sağlayan bir model geliştirmiştir. Bu durum, sahadaki varlığın geçici değil, yapısal hale gelmesine yol açmıştır.
- ABD Neden Türkiye’ye Alan Açtı?
ABD’nin Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığına doğrudan karşı çıkmamasının arkasında birkaç temel neden bulunmaktadır.
2.1. Stratejik Öncelik Kayması
ABD için Suriye hiçbir zaman birincil öncelik olmadı. Washington’un temel hedefi:
• DEAŞ’ın kontrol altına alınması
• İran’ın sınırsız yayılmasının engellenmesi
Türkiye’nin sahadaki varlığı, özellikle İran’ın kara koridorunu sınırlayıcı bir etki yarattığı için ABD açısından tamamen olumsuz görülmemiştir.
2.2. NATO Dengesi
Türkiye, NATO’nun güney kanadının en kritik aktörlerinden biridir. ABD, Türkiye ile doğrudan askeri çatışma riskini göze almak istememiştir. Bu nedenle Ankara’nın operasyonları çoğu zaman kontrollü itirazlar ve sınırlı diplomatik baskılar ile geçiştirilmiştir.
2.3. YPG Üzerinden Kurulan İlişkinin Sınırları
ABD, YPG’yi taktik bir ortak olarak görmüş; ancak bu ilişkinin Türkiye ile kalıcı bir kopuş yaratmasını stratejik açıdan riskli bulmuştur. Bu nedenle Washington, Türkiye’nin belirli bölgelerde ilerlemesine fiilen engel olmamıştır.
- Rusya Neden Geri Çekildi?
Rusya’nın Suriye’deki pozisyonu, Türkiye’nin alan kazanmasında belirleyici bir faktör olmuştur.
3.1. Ukrayna Savaşı ve Kaynak Dağılımı
Rusya’nın Ukrayna savaşıyla birlikte askeri, ekonomik ve diplomatik kaynakları ciddi biçimde zorlanmıştır. Bu durum, Suriye’deki askeri varlığın hem nicelik hem de nitelik olarak zayıflamasına yol açmıştır.
3.2. Türkiye ile Doğrudan Çatışmadan Kaçınma
Rusya, Türkiye ile:
• enerji
• ticaret
• diplomasi
alanlarında yoğun ilişkilere sahiptir. Suriye sahasında Türkiye ile doğrudan çatışma, Moskova açısından maliyeti yüksek bir senaryo olarak görülmüştür. Bu nedenle Rusya, çoğu zaman kontrollü geri çekilme ve sessiz dengeleme yolunu tercih etmiştir.
3.3. Esad Rejiminin Sınırlı Kapasitesi
Rusya’nın çekildiği alanları Esad rejiminin doldurabilecek askeri ve idari kapasitesi bulunmamaktadır. Bu boşluk, Türkiye’nin nüfuzunu fiilen artırmıştır.
- Genel Değerlendirme
Türkiye’nin Suriye’deki görece başarısı; askeri güçten ziyade zamanlama, meşruiyet, çok yönlü diplomasi ve büyük güçler arasındaki çatlaklardan yararlanma becerisinden kaynaklanmaktadır.
ABD’nin stratejik ilgisizliği ve Rusya’nın kapasite kaybı, Türkiye’ye alan açmış; Ankara bu alanı hızlı ve kararlı biçimde doldurmuştur. Ancak bu başarının kalıcı olup olmayacağı, Türkiye’nin ekonomik kapasitesi, iç siyasi dengeleri ve büyük güçler arasındaki rekabetin seyrine bağlıdır.
Türkiye’nin Suriye’deki varlığı, artık geçici bir askeri operasyon değil; bölgesel düzenin bir parçası haline gelmiştir. ABD’nin sessiz onayı ve Rusya’nın geri çekilişi, bu süreci mümkün kılmıştır. Ancak bu durum aynı zamanda Türkiye’yi uzun vadeli sorumluluklar ve yeni risklerle de karşı karşıya bırakmaktadır.

















