İlk ilkel insandan günümüze dünyadaki tarihindeki temel değişiklikler ve köşe taşlarına baktığımızda; tüm kargaşaların hep bir metal yada enerji kaynağının (tunç, demir, kömür, petrol, nadir topral elementleri vb) kullanılmasının sağladığı avantajın paylaşımı üzerine inşa edildiğini görmektediz.
Özellikle sanayi devrimi sonrası üretimin nitelik ve nicelik olarak artması sonrası bu denklem temelde aynı kalsa da bazı değişimlere uğradı ve mücadele alanı genişledi. Sanayi devrimi sonrası kaynak paylaşım savaşına, pazar ve ulaşım hatları da eklendi.
Kısacası her ne kadar çağdaş kelimesinin sözlük anlamı ile uyumlu olmasa da, çağdaş dünya düzeninde savaşlar üç avantajın elde edilmesi veya elde tutulması üzerine kurgulandı. Bunlar;
- Üretim enstrümanları (hammadde, enerji, üretim tesisi/coğrafyası)
- Pazar
- Hammadde/enerji ile üretim bölgesi ve üretim bölgesi ile pazar arasındaki lojistik hatları
İlk insandan günümüze bu üç unsuru göz önüne aldığımızda tüm savaşların ve mücadelelerin bu üçü üzerindeki hakimiyet temelli olduğunu göreceğiz. Özellikle sanayi devrimi sonrası bu mücadele daha da büyüyerek devam etmiş ve iki dünya savaşı ile arkasından gelen soğuk savaş ve günümüzdeki karışıklıkların da ana sebebi olmuştur.
Yazıyı uzatıp sizleri sıkmamak adına bu mücadelenin seyrini biraz daha yakından alarak konuya başlamak istiyorum.
Soğuk savaşın sonra ermesi ve dünyanın tek kutuplu bir hale evrilmesi ile II.Dünya Savaşı sonrası ABD desteği ile ayağa kalkan Japonya ve ABD ile AB bölgesi üretimi sırtlamışken, günümüze geldiğimizde üretim Asya bölgesinde yoğunlaşmaya başladı. Çin ve Hindistan’ı, Kore Endonezya, Tayvan, Tayland, Vietnam, Malezya gibi ülkelerde üretim artışı hem gözle görülür seviyelere tırmandı hem de Avrupa’nın üretimden gelen üstünlüğü artık Asya coğrafyasına kaydı.

Fakat konu harcama ve Gayrisafi Yurtiçi Hasıla(GSYH) büyümesine geldiğinde ise, Çin ve Hindistan’da kayda değer büyüme oluşsa da Avrupa yerini korumaya devam etti.
Kısacası çok basit anlamıyla, üretim Amerika ve Asya kıtasında gelişirken, pazar Avrupa ve Amerika kıtasında (Çin ve Hindistan’ın tüketimini, üretim de yaptıkları için hesaba katmıyoruz) şekilleniyor. Yani Asya-Avrupa hattı her geçen gün önem kazanıyor.

Asya Avrupa arasındaki lojistik hatları kısaca bir sayarsak;
- Güney Koridoru
Çok basit tanımıyla; Çin limanları → Güney Çin Denizi → Hint Okyanusu →Babul Mendeb Boğazı→ Süveyş Kanalı → Akdeniz rotasını izleyen Güney Koridoru, Ümit Burnu rotasının alternatifi olarak hali hazırda dünyada en çok kullanılan lojistik hattıdır.

- Bir Kuşak Bir Yol (OBOR) Koridoru
Bu proje 6 farklı güzergahtan oluşmakla birlikte en önemli güzergah Orta Kuşak olarak adlandırılan yoldur
1.Çin – Hindiçini Yarımadası Ekonomik Koridoru (CICPEC)
2.Çin – Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC)
3.Çin – Orta Asya – Batı Asya Ekonomik Koridoru (CCWAEC)
4.Bangladeş – Çin – Hindistan – Myanmar Ekonomik Koridoru (BCIMEC)
5.Çin – Moğolistan – Rusya Ekonomik Koridoru (CMREC)
6.Yeni Avrasya Kara Köprüsü Ekonomik Koridoru (NELBEC)
Yaklaşık 65 ülkenin paydaş olduğu OBOR projesi klasik deniz taşımacılığına alternatif oluşturmasını yanı sıra, lojistiğin işletilmesi açısından ciddi bir paradigma değişikliğine de sebep olması öngörülmektedir.

- Kuzey Deniz Rotası (Aktirik Hattı- NSC)
Çin limanları → Arktik Okyanusu (Rusya’nın kuzeyi) → İskandinavya ve Kuzey Avrupa rotası üzerine kurgulanan bu hat, son dönem Trump’ın Grönland üzerine olan konuşmaları ile daha fazla gündeme taşınmış oldu. Özellikle bu rota üzerinde Rusya’nın olan hakimiyeti sebebiyle bir süre daha gündemden düşmeyecak olması muhtemeli rotalardan birisidir.

- IMEC (Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru)
Hindistan → Birleşik Arap Emirlikleri → Suudi Arabistan → Ürdün → İsrail (Hayfa Limanı) → Yunanistan (Pire Limanı) → Avrupa. hattı olarak kurgulanan ve ortaya konulan en yeni lojistik hatlardan birisi olan IMEC hali hazırda Çin’in ortaya koyduğu hatlar sonrası üzerinde çalışılan en güncel projedir.

Başa dönersek, demiştik ki; üretim-pazar ile hammade-üretim arasındaki lojistik hatlar artık en güncel sorunlardan birisi olmaya başladı. Özellikle Aksa Tufanı ile başlayan krizleri ve sorunların odaklandığı çoğrafyayı göz önüne alırsak; son dönem yaşananların teolojik, kültürel yada mezhepsel krizlerden çok bu lojistik hatlar üzerindeki egemenlik çatışması olduğu daha açık olarak görülebilecektir.
II.Dünya Savaşı sonrası oluşmuş olan çift kutuplu dünya düzeninde, ABD haricindeki taraf olan SSCB’nin ekonomik emeperyal bir politika izlememesi ve kapitalist üretim enstümanlarından uzaklaşması sebebiyle, kutuplar arasındaki mücadele kısıtlı bir çoğrafya’da (Doğu Avrupa ve Asya’nın bir bölümü) etki alanı mücadelesinden öteye gitmemişti. Fakat Çin’in SSCB’den farklı olarak pazar, hammadde, enerji ve lojistik hatlar üzerinde egemenlik kurma isteği ve ekonomik emperyalist yaklaşımı bir önceki dönemden farklı dengeler yaratılmasına sebep olmuştur.
Klasik söylem olan 1945-1990 arasındaki çift kutuplu dönemi 2000-2026 arasındaki çift kutuplu dönem ile kıyaslamak tam da bu sebepten içinde bir çok çelişki barındırmaktadır. 1945-1990 arasında pazar ve lojistik hatlar üzerinde bir mücadele yokken 2000 sonrasında bu mücadele ateşi yükselerek devam etmektedir. İşte bu modern ekonomik savaşın bir öncekilerden temel farkını da bu ayırım ortaya koymaktadır.

Pazar, hammadde, enerji ve lojistik hatlar üzerindeki üstünlük mücadelesindeki en kritik bölgenin Arap Yarımadası ve Ortadoğu olduğu da dikkate alındığında, yürütülen bu ekonomik mücadelede, her iki taraf için de sıklet merkezi olarak bu çoğrafyayı seçmeleri pek de tesadüf değildir.
III. Dünya Savaşı, 2000’li yılların başında İngiliz bir ekonomist olan Jim O’Neill tarafından ortaya atılan BRİCS’ın 2009’de vücut bulması ile başlayan ve 2021’de Çin’in ABD tahvilleri yerine altına yatırım yapma kararı ile ilk merminin atıldığı, sonrasında ise Ukrayna-Rusya ve İsrail-ABD-İran savaşları ile şekillenen ama temelinde üretim enstrümanlarını hedef alan EKONOMİK ve KÜLTÜREL bir savaştır.
Globalleşme ile birlikte kocaman bir köy haline gelen dünyada, artık tam bağımsızlıktan söz etmek imkansız hale gelmiştir. Çünkü üretim veya pazar denkleminde, hiç fark etmeksizin tüm köy sakinlerinin bir rolü vardır ve ikili ilişkilerdeki dengeler de bu roller ve dolayısıyla bağımlılıklar üzerinden kurgulanmaktadır.
Avrupa’nın enerji bağımlılığı, Arap Yarımadasının Hürmüz Boğazı bağımlılığı, Çin ve Hindistan’ın petrol bağımlılığı, ABD’nin nadir elementler bağımlılığı, Çin’in çip bağımlılığı, ABD’nın ucuz finansman ihtiyacı kaynaklı bağımlılıkları, ABD’nin varlığını destekleyen doların rezerv para olma zorunluluğuna dayalı bağımlılıkları, Çin ve Hindistan’ın pazara rahat ulaşabilme için yaratmak zorunda oldukları lojistik hatlara ilişkin bağımlılıkları vs vs vs bu liste uzar gider.
Tam bağımsızlığın imkansız olduğu bu ortamda, bağımlı olduğu alanı rakibe kaptırmamak için verilen savaş tam da bahsettiğim üç unsur olan üretim enstrümanları, pazar ve lojistik hatlar merkezli olarak devam edecek gibi görünüyor. Bu savaş kızıştıkça da savaşa konu olan altın, petrol, bakır, gümüş, mavlun bedeller, konteyner vs vs gibi hususlara ulaşım zorlaşmakta ve dolayısıyla fiyatları da gün geçtikçe artış trendinde devam etmektedir.
Bu savaşın her iki tarafa da zarar vererek devam ettiği ve daha da önemlisi artan emtia fiyatları paralelinde artış gösterecek enflasyonla birlikte pazarda da daralma riski yaşanabileceği düşünüldüğünde, bu savaşın uzaması uzun vadede de olsa finansal bir krize evrilebileceği unutulmamalıdır.
Artık kocaman bir köy olan dünyamızda, doğal yada suni olarak yaratılmış olmasından bağımsız tüm krizlerin, krize taraf olmayanları bile etkilediği göz önüne alındığında ekonomik olarak devam etmekte olan III. Dünya Savaşının, başat güçlerin karşı karşıya gelmeden devam ettirilmesi imkanı bulunmamaktadır. Tam da bu sebeple de finansal bir kriz yaşaması muhtemel dünyamızın, korkulduğu gibi havada nükleer silahlar vızıldamadan önce çok taraflı bir anlaşma ile sona erdirileceğini düşünen taraftayım
O masa kurulmadan önce de, masaya avantajlı olarak oturmak adına pazar, üretim enstrümanları ve lojistik hatlar üzerindeki egemenlik mücadelesi maalesef ki hız kesmeden devam edecektir.
Kalın sağlıcakla




