Türkiye’de çalışan kesimin alım gücüne ilişkin tartışmalar yeniden alevlendi. 2026 yılı itibarıyla asgari ücretin, temel ihtiyaçları ifade eden açlık sınırının yaklaşık %20 altına gerilediği hesaplanırken, reel kaybın 2022’deki kriz döneminin de ötesine geçtiği yönünde analizler dikkat çekiyor.
Ekonomist Ali Hakan Kara, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde paylaştığı verilerle tabloyu net bir şekilde ortaya koydu. Kara’nın değerlendirmesine göre, mevcut ücret seviyesi çalışanların yalnızca yaşam standartlarını değil, temel gıda ihtiyaçlarını karşılamasını bile zorlaştırıyor.
Açlık sınırının altına kalıcı iniş
Kara’nın analizine göre asgari ücret/açlık sınırı oranı 2026 itibarıyla yaklaşık 0,8 seviyesine gerilemiş durumda. Bu oran, teknik olarak çalışanların gelirinin temel beslenme eşiğinin altında kaldığını gösteriyor.
2017–2021 döneminde görece dengeli bir seyir izleyen bu oran, 2022’de yaşanan yüksek enflasyon şokuyla sert şekilde düşmüştü. Ancak son veriler, o dönemin “geçici kriz” değil, kalıcı bir kırılma olduğunu düşündürüyor.
Maaş artıyor, alım gücü düşüyor
Yıl başında yapılan ücret artışları nominal olarak yüksek görünse de, yüksek enflasyon karşısında hızla eriyor. Bu da çalışanların cebine giren paranın miktarı artsa bile, satın alabildiği ürün ve hizmetlerin azalması anlamına geliyor.
Ekonomistler, bu durumu “parasal illüzyon” olarak tanımlıyor: Rakam büyüyor ama refah artmıyor.
1 Mayıs’ın gölgesinde ekonomik gerçeklik
1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nün sembolik anlamı, bu yıl ekonomik verilerle daha da görünür hale geldi. Ücretlerin açlık sınırının altına inmesi, sosyal politikaların ve ücret belirleme mekanizmalarının yeniden tartışmaya açılmasına neden oluyor.
Önümüzdeki süreçte asgari ücrette ara zam olup olmayacağı ve enflasyonla mücadelede nasıl bir yol izleneceği, hem çalışanlar hem de piyasalar açısından belirleyici olacak.















