Koç Holding ve Sabancı Holding birlikte değerlendirilmesi gereken şirketler. Bir döneme birlikte damga vurdular ancak Koç, Sabancı’dan çok daha önce kurumsal kimliğe ulaştı.
1926 yılında Koç’un temeli atılırken 1925 yılında da Sabancı’nın temeli atılıyordu. Ancak Holding ismi Koç için 1963, Sabancı için 1967 olacaktır.
İkisinin temelinde ve gelişiminde yokluk, baskı, kriz, ambargo yılları olduğu için, defansif reflekslerinin gelişmiş, korumacı içgüdülerinin güçlü olmasını yadırgayacak değiliz.
Ayçiçekleri, yüzlerini güneşin hareketine korale şekilde (heliotropizm) çevirirler. Güneşin hareketine paralel şekilde onlar da dönerler. Haydi bunu bu iki şirketin kurumsal kimliğine uyarlayalım.
1983 başlangıçlı Başbakan Turgut Özal dönemini referans alacak olursak, Milenyum dönemi arasındaki süreçte, 1983–1999 arasında Koç Holding ve Sabancı Holding Türkiye’nin dışa açılma sürecinin en önemli aktörleri olsalar da birçok alanda dünya ölçeğiyle tam entegre değillerdi. Bunun önemli kısmı sadece Holdinglerden değil, Türkiye ekonomisinin yapısından kaynaklanıyordu.
Başlıca alanlar:
- Finansal entegrasyon eksikliği,
- Bugünkü kadar küresel sermaye piyasalarına erişimleri yoktu,
- Eurobond, global sendikasyon, yabancı yatırımcı ilişkileri ve kurumsal yatırımcı ağı sınırlıydı,
- Şirketlerin çoğu aile kapitalizmi mantığıyla yönetiliyordu. Uluslararası kurumsal yönetim standartları tam oturmamıştı, (Bugün de kısmen -pay sahipliği olarak- devam eder)
- IFRS benzeri uluslararası muhasebe standartları yaygın değildi.
Teknoloji ve Ar-Ge
Büyük ölçüde lisanslı üretim modeli vardı.
Kendi özgün teknolojilerini geliştirmek yerine yabancı ortaklardan teknoloji transferi yapıyorlardı.
Patent üretimi ve yüksek teknoloji Ar-Ge kapasitesi sınırlıydı.
Japon, Alman veya Güney Koreli konglomeralar kadar mühendislik derinliği yoktu.
Örneğin: Arçelik büyüyordu ama küresel marka gücü bugünkü seviyede değildi. Otomotivde montaj ve lisans ağırlıklı yapı hakimdi.
Küresel marka gücü
Dünya çapında tüketici markası oluşturma konusunda zayıftılar.
Faaliyetler ağırlıkla Türkiye iç pazarı odaklıydı.
İhracat artsa da küresel dağıtım ağları sınırlıydı.
Sermaye piyasası kültürü
Halka açıklık oranları düşüktü.
Azınlık yatırımcı hakları bugünkü standartların gerisindeydi.
Şeffaflık ve yatırımcı iletişimi gelişmemişti.
Dijitalleşme ve yönetim sistemleri
ERP, veri yönetimi, küresel tedarik zinciri optimizasyonu gibi sistemler 1990’ların sonuna kadar sınırlıydı.
Yönetim süreçleri daha merkezi ve aile etkisine açık yapıdaydı.
Küresel satın alma / birleşme kapasitesi
Yurtdışında büyük ölçekli şirket satın alma deneyimleri çok azdı.
2000’lerden sonra görülen agresif uluslararası genişleme henüz başlamamıştı.
Savunma, yazılım ve ileri teknoloji ekosistemi
Türkiye’de girişim sermayesi, teknoloji fonları ve inovasyon ekosistemi çok zayıftı.
Holding’lerin faaliyetleri daha çok:
Bankacılık, çimento, otomotiv montajı, beyaz eşya, perakende, tekstil, enerji gibi klasik sektörlerde yoğunlaşıyordu.
Buna rağmen önemli bir dönüşüm de yaşandı:
24 Ocak kararları ve Özal döneminde ithal ikameci modelden ihracat odaklı modele geçildi.
Ford Otosan, Tofaş, Akbank gibi şirketler dünya sistemine entegrasyonun çekirdeğini oluşturmaya başladı.
1996’daki AB Gümrük Birliği sonrası kalite standartları ve rekabet baskısı ciddi şekilde arttı.
Yani özetle: 1983–1999 döneminde Koç ve Sabancı dünya ile “bağlantılıydı”, ancak henüz tam anlamıyla:
- Küresel sermaye,
- İleri teknoloji,
- Marka gücü,
- Kurumsal yönetim,
- Uluslararası satın alma,
- İnovasyon,
alanlarında dünya devleriyle aynı seviyede entegre değillerdi.
—————————-
Buraya bir çizgi çektik ve geçmişte “neyi yapamadıklarına” odaklandık. Şimdi gelecekte ne yapmaları gerektiğine bakalım.
Yönetim Kurulu toplantısına mutlaka genç bireyler katılmalı. Toplantının ana omurgası konuşulduktan sonra o genç zihinlerin fikirleri sorulmalı. Gençler dünyayı bizler gibi görmüyorlar, bu çok açık bir şey. Onların düşünceleri dinlenmeli, eğer gelecek adına yatırım fırsatı yaratabilecek imkân oluşuyorsa gündem maddelerine eklenmeli.
Eminim, eğer 2015 senesi öncesinde bir genç, toplantıda “BTC alınmalı, bunun böyle bir hikâyesi var” demiş olsa, bu Holding’lerde para mı yok? 1 Milyon adet alırlardı belki de. Zarar etmiş şirketleri senelerce sırtında taşıma becerisi gösteren Sabancı Holding, kâr etmiş olan BTC’yi de taşırdı heralde. Böyle bir yatırım yapılmadı.
Sabancı Ventures (girişim sermayesi) eğer doğru zamanda kurulan ve doğru şekilde yönetilen bir şirket olsaydı, “ileri teknoloji” alanına yatırım yapmış, pek çok farklı şirketle kan bağı olan ortalık kurmuştu. Bunların içinde teknoloji denince sadece bugün bilinen şirketler yok. Bugün bilinenler geçmişte ufak birer şirkettir ancak yarattıkları yenilikçi ürünler ve büyüme ivmesi bugün onları vitrine taşıdı.
Gelelim Koç Holding’in girişim sermayesi şirketlerine. İnventram 2010, KoçDigital 2018 yılında kuruluyor. Yani dünyayı okuyamadıkları için, yabancılar çoktan yola çıkmışlar bile..
Inventram
Koç Holding’in teknoloji odaklı yatırım şirketidir. Özellikle derin teknoloji, sanayi teknolojileri, enerji teknolojileri ve ölçeklenebilir girişimlere yatırım yapar.
Resmî site: inventram.com
KoçDigital
Yapay zekâ, veri analitiği, IoT ve endüstriyel dijitalleşme alanlarında çalışır. Tam klasik VC değildir ama teknoloji ekosisteminin önemli parçasıdır.
Resmî site: kocdigital.com
Entek Elektrik üzerinden enerji teknolojileri ve yeni nesil enerji girişimlerine yönelik yatırımlar da zaman zaman yapılmaktadır.
Ayrıca Koç Grubu:
Startup hızlandırma programları, üniversite iş birlikleri, açık inovasyon projeleri, kurumsal girişim sermayesi (CVC) benzeri modeller kullanıyor.
Ancak yapı, ABD’deki klasik bağımsız VC fonları gibi agresif “Silicon Valley tarzı” değil, daha çok: stratejik teknoloji, sanayi, enerji, dijital dönüşüm odaklı kurumsal yatırım yaklaşımına yakın.
Yukarıda Sabancı Ventures için yazdın ama yazı yarım kaldı diye düşünmeyin, Sabancı Ventures’in durumu ise:
Sabancı Ventures, Sabancı Holding’in kurumsal girişim sermayesi (CVC) ve startup yatırım birimidir.
Genel amacı
Sabancı Ventures’ın ana hedefi:
Yeni teknolojileri erken aşamada yakalamak,
Sabancı Grubu şirketleriyle startup’lar arasında ticari sinerji oluşturmak,
Grubun “gelecek büyüme alanlarını” dışarıdan izlemek (bir tür teknoloji radar sistemi)
Yatırım yaptığı alanlar
Yapay zekâ ve veri analitiği, (AI & Big Data)
Fintech,
Sağlık teknolojileri, (Healthtech)
İklim teknolojileri, (Climatetech)
Enerji teknolojileri,
Mobilite,
Siber güvenlik,
IoT ve endüstriyel teknoloji,
Yatırım aşaması
Genellikle Pre-Series A ve Series A seviyesinde girişimlere yatırım yapar.
Ciro üretmeye başlamış (early revenue) şirketleri tercih eder.
Hem finansal yatırımcı hem stratejik ortak olarak hareket eder.
Büyüklük ve yapı
Yaklaşık 30Milyon$ fon büyüklüğü ile kurulmuştur.
Yatırım tutarı genelde 500Bin$-4Milyon$ aralığındadır.
2020 sonrası aktifleşen kurumsal VC yapısının parçasıdır.
Mantığı (kritik fark)
Klasik VC’lerden farklı olarak:
Sadece “para koyup çıkma” modeli değil,
Sabancı şirketleriyle (enerji, perakende, sanayi vb.) pilot proje ve müşteri erişimi sağlar.
Yani startup’ı aynı zamanda Sabancı ekosistemine bağlar.
————————–
Buraya da bir çizgi çektik ve sadece CVC kısaltması olan “Girişim Sermayesi”ne odaklandık ve bu konu çok değerli.
Sistemin çalışma prensibini anlaması açısından örnek olarak: Büyüme potansiyeli olan, semtinizde kimsenin yüzüne bakmadığı bir şirkete ortak olursanız ve öngörünüze göre geleceği çok iyi olacak bir şirketi henüz emeklerken bulduysanız, ona yatırım yaparsınız. Sizin koyduğunuz sermaye oranında (% oran) yönetimde bulunursunuz. Şirket büyüdükçe geliri de büyür. Sizin ortaklığınız daha değerli hale gelir. Girişim Sermayesi’nin mantığı tam da budur.
Yaptıkları yatırımlar (korkudan olacak) o kadar küçük meblağda ve sınırlı ki, Trilyon$ değere gitmiş şirketler, Milyarlarca$ değerlere ulaşmış şirketler bunların listesinde yok heralde. Örneğin iletişim çağındayız ve senin Milyarlarca$ verip bir telekom şirketini iştiraklerinden birisi yapacak gücün yok ama AST Space mobile Inc. isimli bir şirket var. “Çok ilginç faaliyet alanı var, buna ortak olabilirim” diye düşünmüyorlar. Piyasa değeri nereden nereye gitti.
Sabancı Holding geleceği Kordsa üzerinden okuyup “amiral gemimiz olacak” dediği günden bu yana NASA’ya mal satan şirket balıkçı teknesine döndü, bence uygun fiyata alıcı bulsa onu da satar. AkçanSA Ukrayna’nın yeniden yapılanma sürecinde limanı dolayısıyla ciddi ciro potansiyeli taşımasına rağmen satıldı. Carrefour, 2025/12 bilânçosundaki cironun 1/10’una satıldı, meğer içeriğinde borçları da varmış, tam bir felaket.
Şimdi artık iki Holding de enerjiye ağırlık veriyor ve Sabancı bu yola daha önce ve en önemli etken, Alman EON %50 ortaklığıyla çıktığı için, daha planlı programlı, düzenli ilerliyor. Almanlar olmasa eminim EnerjiSA Üretim tarafı büyüyemeden birine satılırdı. Alman vizyonunun ekmeğini yiyor.
Koç Holding’in enerji yatırımları 2025 verisine göre toplam kurulu güç 490MW iken, Sabancı Holding’in toplam kurulu gücü 5.600MW’ın üzerinde. 6.500MW hedefleniyor.
İki Holding yapısı da gelecekteki fırsatlardan maksimum ölçüde fayda sağlamak istiyorsa bir sektöre yoğunlaşmak yerine, “güncel trend nedir, hangi sektörler geleceğe yön verebilir” sorularına yorum yapabilecek analistleri, araştırmacıları, raportörleri, veriyi işleme kapasitesine sahip bölüm şeflerini, bütün bu yapıyı vizyonu ile yönetecek kapasitede müdürlere ihtiyacı var. Tek bir örnek: Oklo’nun yaptığı ürünler. Paket reaktör. Isınmak-soğutmak için çalıştığı gibi, aynı zamanda artık uzak yol gemilerine de uygulanmaya başlandı. Nükleer güç sadece denizaltıda yok yani.
Değişmek zorundalar. Değişerek daha büyük bir şeye verilmek zorundalar. “Montaj fabrikaları” yerine kendi devşirdiği veya geliştirdiği inovasyonu (yeniliği) tezgâha koymak zorundalar. Yenilenmeyen her şey zamanla içeriden çürümeye başlıyor. Buna izin verecekler mi, göreceğiz.
BearSniper













