Finans piyasalarında sıkça dile getirilen “Uzun vadede Türk Lirası faiz getirisi, dolar getirisini geride bırakıyor” tezi, geriye dönük Excel tablolarında matematiksel olarak doğru görünse de yatırımcı pratiğinde ve psikolojisinde çok farklı riskler barındırıyor. Bazı ekonomistlerin ve piyasa analistlerinin dikkat çektiği üzere, bu kümülatif getiri tablosu normal ekonomik konjonktürlerden ziyade, kriz dönemlerinde verilen olağanüstü yüksek faizlerden besleniyor.
Düşük Faiz Israrı ve Varlık Balonları
Dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de ekonomi yönetimleri, büyümeyi ve istihdamı desteklemek adına faiz oranlarını mümkün olduğunca düşük tutma eğilimi gösterir.
- Büyüme Odaklılık: Düşük faiz ortamı piyasadaki kredi musluklarını açarak ekonomik aktiviteyi hızlandırır.
- Kriz Riski: Uzun süre boyunca enflasyonun altında baskılanan faizler, paranın gayrimenkul, borsa veya diğer varlık fiyatlarına akarak balonlar oluşturmasına ve makroekonomik kriz riskinin katlanarak artmasına yol açar.
Kriz Dönemlerinin ‘Tazminat’ Niteliğindeki Faizleri
Baskılanan faizlerin ardından patlak veren krizlerde, kur atağını kontrol altına alabilmek için bu kez radikal adımlar atılması ve olağanüstü yüksek faiz oranları sunulması zorunlu hale gelir. Uzun vadeli TL getiri tablolarındaki o büyük farkın neredeyse tamamı, işte bu kriz ve kemer sıkma dönemlerinde elde edilen yüksek getirilerden kaynaklanır. Ancak bu aşamaya gelene kadar sürekli TL mevduatta bekleyen sabit vadeli yatırımcı, dolar bazında çok ciddi bir sermaye erozyonuyla karşı karşıya kalır.
Şimşek Öncesi 12 Yıllık Dönemin Faturası
Negatif reel faiz politikasının uygulandığı Mehmet Şimşek öncesindeki yaklaşık 12 yıllık periyot, bu durumun en somut laboratuvar testidir.
- Dolar Bazlı Çöküş: 2010 yılında elindeki 100 doları bozarak kesintisiz şekilde TL faizde kalan bir yatırımcı, rasyonel politikalara geçiş döneminin başında yeniden dolara dönmek istediğinde 100 dolarının 31 dolara gerilediğini gördü.
- Mevcut Durum: Yatırımcı elindeki varlığı bugünkü yüksek faiz dönemine kadar taşımış olsa bile, kümülatif zararı dolar bazında hâlâ 40 dolar seviyesinde bulunuyor.
En Avantajlı Pozisyon: Dövizle Girip TL ile Çıkmak
Finansal tarihe ve piyasa döngülerine bakıldığında, Türkiye’de sermayesini en çok büyüten aktörlerin aralıksız TL’de bekleyenler değil, kriz anlarında doğru enstrümanlar arasında geçiş yapabilen “zamanlama (timing)” ustaları olduğu görülüyor.
En avantajlı pozisyon, ekonomik risklerin biriktiği dönemlerde krize döviz veya altın gibi defansif varlıklarla giren yatırımcılara ait oluyor. Kur sert şekilde yükselip tepe noktasını gördükten sonra dövizini realize ederek yüksek TL faize geçenler, hem kur kazancını nakde çevirmiş hem de kriz ortamının sunduğu o olağanüstü yüksek faiz ödülünden maksimum seviyede faydalanmış oluyorlar. Sonuç olarak, portföy yönetiminde 25 yıllık sabit bir vadeye kilitlenmek yerine, makro döngülere göre pozisyon almak hem finansal hem de psikolojik açıdan çok daha rasyonel bir strateji olarak öne çıkıyor.















