Borsada bir hissenin fiyatını yükseltmek isterseniz, yeterince para yakmayı göze aldığınız sürece onu dilediğiniz zirveye taşıyabilirsiniz. Bu, piyasa dinamiklerini bilenler için sadece bir maliyet yönetimi meselesidir. Ancak asıl mesele fiyatı nereye çıkardığınız değil, o fiyattan hisseyi kime devredeceğinizdir. Çünkü manipüle edilmiş her yükselişin, elinde saatli bombayla kalacak bir “son sahibe” ihtiyacı vardır.
Eğer son sahip küçük yatırımcı olursa, sonuçlar ne yazık ki yalnızca finansal kayıplarla sınırlı kalmayabilir; bazı durumlarda intihara kadar gidebilir. Eğer son sahip kurumsal veya emeklilik fonları olursa, bu kez maliyet fon getirisinde düşmeyle fon yatırımcılarına yansır.
Fonların “şişmiş” hisselere yönelmesinin temel nedeni seçim serbestliği değil, endeks takibi zorunluluğudur.
Pasif fonlar (özellikle BIST 30/100, MSCI ve FTSE endekslerini takip edenler) hisseyi analiz ederek değil, endeks kurallarına göre alır. Türkiye’de ZPLIB, ZPX30, Z30KP (82 Milyar TL büyüklük) gibi fonlar ve yabancı endeks fonları bu mekanizmanın parçasıdır.
Endekse giriş ise çoğunlukla iki metrikle belirlenir:
- Halka açık kısmın Piyasa değeri
- İşlem hacmi
Bu yapı teorik olarak bir döngü yaratabilir:
- Hisse agresif alımlarla yükselir → Halka açık kısmın piyasa değeri ve hacim artar
- Endeks kriterlerini sağlar → endekse girer
- Pasif fonlar zorunlu alım yapar → ek talep oluşur
Normalde halka açıklığı yüksek ve işlem hacmi güçlü bir hissede fiyatın değeri yansıtması beklenir. Ancak fiili dolaşımın suni şekilde yüksek gösterildiği ve takasın belirli ellerde toplandığı durumlarda, sınırlı lotlar üzerinde yoğun işlem oluşabilir ve fiyat temel değerden kopabilir.
SPK, MSCI uyarıları sonrası bu alanda düzenlemeler yaptı. Yeni yaklaşımda, şirketi kontrol eden ortakların bağlantılı fonlar üzerinden tuttukları paylar artık serbest dolaşım (free float) hesabına dahil edilmiyor. Böylece ilişkili taraflar üzerinden yaratılan yapay dolaşımın endeks hesaplamasını bozmasına izin verilmiyor..















