Borsa İstanbul’da zayıflığın arkasındaki görünmeyen baskı: MSCI free-float riski
Borsa İstanbul’da son dönemde birçok hissenin, hatta endeksin önemli ve likit hisselerinin bile zayıf kalmasının arkasında yalnızca faiz, siyasi haber akışı veya küresel risk iştahı yok.
Piyasanın üzerinde giderek daha belirgin hale gelen teknik bir baskı daha var:
MSCI’nin Türkiye hisselerinde halka açıklık oranı / free-float hesaplamalarına ilişkin endişeleri ve buna bağlı endeks ağırlığı azaltımı riski.
MSCI endeksleri, şirketleri piyasa değerine göre değil, büyük ölçüde halka açık ve yabancı yatırımcıya erişilebilir piyasa değeri üzerinden ağırlıklandırır. Yani bir şirketin toplam piyasa değeri büyük olsa bile, MSCI açısından önemli olan “gerçekten işlem görebilir, serbest dolaşımda kabul edilen pay” miktarıdır. MSCI metodolojisinde bu yapı, free-float ayarlamalı piyasa değeri ve Foreign Inclusion Factor üzerinden hesaplanır.
Bu nedenle halka açıklık oranı aşağı yönlü revize edilen hisselerde, MSCI endekslerindeki ağırlık da düşebiliyor. Bu da MSCI endekslerini pasif veya yarı pasif takip eden yabancı fonların ilgili hisselerde satış yapması anlamına geliyor.
HSBC hesaplamasına göre Ağustos sonu itibarıyla bazı Türkiye hisselerinde MSCI kaynaklı potansiyel satış baskısı oluşabilir. Tablodaki hesaplamaya göre toplam potansiyel satış büyüklüğü yaklaşık 223 milyon dolar seviyesinde. Bunun yaklaşık 132 milyon doları Akbank, BİM, Sabancı Holding, Turkcell ve İş C gibi büyük ve likit hisselerde yoğunlaşıyor.
Öne çıkan potansiyel satışlar:
- AKBNK Akbank: yaklaşık 47,5 milyon dolar
- BIMAS BİM: yaklaşık 34,1 milyon dolar
- TCELL Turkcell: yaklaşık 28 milyon dolar
- ISCTR İş C: yaklaşık 14,6 milyon dolar
- SAHOL Sabancı Holding: yaklaşık 8 milyon dolar
Küçük ve orta ölçekli tarafta ise Peker GYO, Ahlatcı Doğal Gaz, Margün Enerji, Işıklar Enerji, Selçuk Ecza, Enerjisa, Lydia Holding ve Anadolu Efes gibi hisselerde ağırlık düşüşü riski öne çıkıyor.
Buradaki sorun yalnızca “endeks fonları satacak mı?” sorusu değil.
Daha büyük mesele şu:
Türkiye piyasasında bazı hisselerde free-float oranlarının ne kadar sağlıklı hesaplandığı ve bazı fon yapıları üzerinden halka açıklık oranının olduğundan yüksek görünüp görünmediği tartışması.
MSCI 2026 piyasa sınıflandırma değerlendirmesinde Türkiye için bu konuya özellikle dikkat çekti. Uluslararası kurumsal yatırımcıların bazı küçük halka açık şirketlerde ilişkili fon yapıları ve olası koordineli işlemler nedeniyle free-float hesaplamalarının yapay biçimde şişebileceği yönünde endişeler ilettiğini belirtti.
MSCI ayrıca, Kasım 2026 MSCI endeks gözden geçirmesine kadar yeterli ve güvenilir ilerleme görülmezse Türkiye piyasası için ek değerlendirme veya danışma süreci başlatabileceğini ifade etti.
SPK tarafında da bu alanda bir adım atıldı. Yeni düzenlemeyle, halka açıklık oranı hesaplanırken bazı fon yapıları üzerinden dolaylı olarak tutulan payların, eğer nihai faydalanıcı zaten halka açıklık dışında sayılması gereken bir kişi veya yapıysa, free-float hesabından çıkarılması yönünde çerçeve oluşturuldu. Borsa İstanbul da 15 Haziran 2026 itibarıyla endeks hesaplamalarında kullanılacak halka açıklık oranlarına ilişkin duyuru yayımladı.
Bu düzenleme olumlu bir adım. Ancak piyasa açısından kritik nokta şu:
Yeni hesaplamalar uygulanmaya başladıkça bazı hisselerde MSCI ağırlıkları düşebilir, bu da Ağustos sonu ve devamında teknik satış baskısı yaratabilir.
Bu baskının özellikle likiditesi düşük, yabancı ilgisi sınırlı ve endeks ağırlığı zaten hassas olan hisselerde daha sert hissedilmesi mümkün. Büyük hisselerde ise satış tutarı daha yüksek olsa da likidite daha derin olduğu için etki daha kontrollü olabilir.
Benim ana görüşüm şu:
Borsa İstanbul’daki zayıflığın arkasında sadece makroekonomik belirsizlik yok. MSCI free-float riski, yabancı fon akışı ve endeks güvenilirliği açısından piyasayı baskılayan önemli bir teknik faktöre dönüşmüş durumda.
Bu nedenle kısa vadede yatırımcıların yalnızca bilanço, faiz ve kur tarafına değil; aynı zamanda MSCI endeks değişiklikleri, halka açıklık oranı revizyonları ve yabancı fonların zorunlu portföy ayarlamalarına da dikkat etmeleri gerekiyor.
BIST açısından asıl mesele şu:
Yabancı yatırımcı için ucuzluk tek başına yeterli değil. Endekslenebilirlik, likidite, şeffaflık ve güvenilir free-float yapısı da en az değerleme kadar önemli.
Bu sorun çözülürse Türkiye piyasası için orta vadede olumlu olur. Ancak kısa vadede bazı hisselerde endeks kaynaklı satış baskısı ve risk primi devam edebilir.
















