Saat satıyorlar. Hem de dünyanın en prestijli markalarını.
İşleri kötü mü? Hayır.
Büyüyorlar mı? Evet.
Kârlılar mı? Evet.
Kasalarında para da var. Peki o zaman bu halka arz neden yapılıyor?
İşte tam burada kronometreyi durdurup bir daha bakmak gerekiyor. Çünkü yatırımcıya anlatılan hikâye ile ortakların anlattığı hikâye aynı saati göstermiyor.
Bir tarafta “büyüme” deniliyor. Diğer tarafta halka arzın önemli bir bölümü ortak satışı.
“Şirket geleceği satmıyor, ortaklar bugünü satıyor.“
Ve yatırımcıya düşen ilk görev, hangi saatin doğru zamanı gösterdiğini anlamak.
Çünkü sermaye piyasalarında bazen en önemli bilgi bilançoda yazmaz. Ortakların yaptıkları tercihlerde yazar.
Bir şirket geleceğine gerçekten çok inanıyorsa, neden bugün milyonlarca lot satmayı tercih ediyor?
Elbette ortak satışı tek başına yanlış değildir. Ama yatırımcının aklına şu sorunun gelmesini de kimse engelleyemez:
“Bu halka arzdan en fazla kim kazanacak?”
Şirket mi? Yatırımcı mı? Yoksa satış yapan ortaklar mı?
Asıl mesele de tam burada başlıyor. Çünkü borsada hikâyeleri şirketler anlatır. Kararı ise piyasa verir.
Ve piyasa kararını konuşarak değil, fiyatlayarak açıklar.
Saat&Saat’in halka arzından bu yana oluşan grafik de tam olarak bunu gösteriyor.
Şirketin sattığı saatler zamanı gösteren çok önemli ve değerli saatler olabilir ama hisse grafiği başka bir şeyi gösteriyor. Grafik bizlere her yeni işlem günü, halka arz fiyatının piyasa tarafından yeniden sorgulandığını anlatıyor.
Bu, şirketin kötü olduğu anlamına gelmiyor, ama piyasanın halka arz fiyatını yeterince cazip bulmadığını gösteriyor.
Borsa çok acımasızdır sunum dinlemez, reklam izlemez, roadshow’a katılmaz. Tek baktığı şey fiyattır. Eğer fiyatı pahalı bulursa, bunu sessizce anlatmaz, grafiğe yazar.
Bir şirket hakkında yüzlerce sayfalık izahname hazırlanabilir. Onlarca değerleme tablosu oluşturulabilir. Saatlerce yatırımcı sunumu yapılabilir.

Ama bazen tek bir grafik, bütün o sayfalardan daha dürüst konuşur.
Ve bu grafik, halka arzdan bu yana yatırımcıların anlatılan hikâyeye her geçen gün biraz daha düşük değer biçtiğini söylüyor.
Bir başka dikkat çeken konu ise halka arz gelirinin kullanım şekli.
İzahnamede gelirin büyük bölümünün işletme sermayesinde kullanılacağı belirtiliyor.
Kulağa oldukça hoş geliyor.
Ama “işletme sermayesi”, finans dünyasının en geniş tanımlı ifadelerinden biridir.
Stok da olabilir, kira da, mağaza yatırımı da olabilir, günlük finansman ihtiyacı da.
Yani içine birçok kalem sığdırılabilecek kadar geniş bir başlık.
Yatırımcının ise duymak istediği tek şey şudur:
“Bu para üç yıl sonra bana ne kazandıracak?”
Yeni mağazalar mı? Daha yüksek ciro mu? Daha güçlü kârlılık mı?
Yoksa sadece büyüyen bilanço mu?
Çünkü halka arzlarda önemli olan paranın nereye harcandığı değil…
O paranın hissedara ne kadar değer ürettiğidir.
Sonra geliyor en sevilen kelime…
İskonto, Yüzde 37.
Kulağa oldukça cazip geliyor. Ama sermaye piyasalarında iskonto tek başına ucuzluk anlamına gelmez.
Çünkü önce yüksek bir değerleme yapıp sonra büyük iskonto vermekle, gerçek değeri üzerinden satış yapmak aynı şey değildir.
Yatırımcı sadece iskonto oranına bakmamalıdır.
O iskontonun hangi varsayımlar üzerine kurulduğuna da bakmalıdır.
Çünkü bazen indirim gerçekten indirimin kendisidir, bazen ise sadece pazarlama stratejisidir.
Yanlış anlaşılmasın…
Burada kötü bir şirketten bahsetmiyoruz.
Güçlü markaları bulunan, yıllardır faaliyet gösteren ve kâr üreten bir şirketten bahsediyoruz.
Ancak iyi şirket ile iyi halka arz aynı şey değildir.
Harika bir şirket, yanlış fiyatlanmış olabilir.
Çok güçlü bir marka, pahalı halka arz edilmiş olabilir.
Borsa zaten bunun için vardır.
Şirketleri değil, fiyatları satın alırsınız.
Belki de Saat&Saat halka arzının bize hatırlattığı en önemli gerçek budur.
İsviçre saatleri zamanı şaşmaz.
Ama sermaye piyasalarında zamanı saatler değil, Fiyat belirler.
Ve bugün o fiyat, yatırımcıya tek bir soruyu sorduruyor:
Bu halka arz gerçekten şirketin büyümesi için mi zamanlandı…
Yoksa çıkış yapmak isteyen ortaklar için mükemmel ayarlanmış bir zaman mı seçildi?












