Eskiden borsada hikâye satmanın yolu farklıydı.
Bir dönem dergiler vardı. Bazı hisseler hakkında övgü dolu yazılar çıkar, şirketler parlatılır, yatırımcı ilgisi çekilir, ardından ellerdeki mallar piyasaya dağıtılırdı.
Dergilerin etkisi azaldı, gazetelerin tirajı düştü.
Sonra sahneye sosyal medya çıktı.
Bu kez bazı fenomenler, bazı yorumcular ve bazı hesaplar üzerinden aynı mekanizmanın farklı versiyonları ortaya çıktı. Hisseler anlatıldı, hikâyeler büyütüldü, beklentiler köpürtüldü.
Bir süre sonra bu dönemin bazı aktörleri çeşitli soruşturmalarla karşılaştı.
Fakat sistem durmadı.
Sadece şekil değiştirdi.
Bugün ise piyasalarda en sık duyduğumuz kelime “fon”.
Her yerde fonlar konuşuluyor. Yeni fonlar kuruluyor, yeni stratejiler anlatılıyor, yeni raporlar yayınlanıyor.
Patron satışları fonlara yapılıyor.
Özel anlaşmalar yapılıyor.
Bazı hisselerde normal yatırımcı emir beklerken blok işlemler gerçekleşiyor.
Ardından fiyatlar katlanıyor.
Sonrasında raporlar geliyor.
Hedef fiyatlar açıklanıyor.
Yeni hikâyeler yazılıyor.
Sosyal medyada ise bu kez farklı bir dil kullanılıyor:
“Şu fon girmiş.”
“Bu kurum toplamış.”
“Büyük para burada.”
Ve yine yatırımcı peşinden sürükleniyor.
Burada sorulması gereken soru şu:
Eğer geçmişte belirli kişilerin yaptığı yönlendirmeler manipülasyon olarak değerlendiriliyorsa, bugün kurumsal yapıların yarattığı fiyatlama mekanizmaları ne kadar şeffaf?
Bir işlemin bireysel yatırımcı tarafından yapılmasıyla kurumsal yatırımcı tarafından yapılması arasında hukuki açıdan elbette fark vardır.
Ancak piyasanın güveni açısından asıl önemli olan şey eşit erişim, şeffaflık ve adil fiyat oluşumudur.
Yatırımcıların bugün cevap aradığı konu da tam olarak budur.
Sistem gerçekten değişti mi?
Yoksa sadece oyuncular mı değişti?














