Yapılan analizler, Avrupa’nın Rusya’ya olan bağımlılığını ABD’ye olan bağımlılıkla değiştirmesi sonucunda Donald Trump’ın AB ve İngiltere’nin enerji arzı üzerinde tam bir kontrol sahibi olduğunu gösteriyor.
Lahey’deki Clingendael Enstitüsü, Berlin’deki Ekolojik Enstitü ve Norveç Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nün ortaklaşa hazırladığı bir makaleye göre, Ukrayna’daki savaş ve Rus doğalgaz boru hatlarına uygulanan yaptırımlar nedeniyle Avrupa ülkeleri, ABD’den gelen sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) sevkiyatlarına bağımlı hale geldi.
Makalede, bu gelişmenin, Trump’ın “daha açık bir şekilde çıkar odaklı, korumacı ve ideolojik olarak yüklü bir yaklaşıma” yöneldiği bir dönemde risklerle dolu olduğu belirtiliyor.
ABD Başkanı, son olarak, AB üyesi ve NATO müttefiki Danimarka’nın bir parçası olan Grönland’ı Avrupa’daki müttefiklerinden satın alma konusunda onay almak için gümrük vergileri uygulama tehdidinde bulundu.
Trump’ın Kasım ayında yayınlanan tartışmalı ulusal güvenlik strateji belgesinde, Beyaz Saray’ın ABD’nin enerji alanında egemenlik kurmayı hedeflediği ve bunun “gerektiğinde ve uygun yerlerde güç göstermemizi sağladığı” açıkça belirtilmişti.
Veriler, ABD’den ithal edilen ve taşınmasını kolaylaştırmak için aşırı soğutulmuş doğal gaz olan LNG’nin Avrupa Ekonomik Alanı’na (AEA) 2025 yılında %61 oranında arttığını gösterdi. AEA, 27 AB ülkesinin yanı sıra İzlanda, Lihtenştayn ve Norveç’ten oluşmaktadır.
Aralık ayına ait doğalgaz akış verilerine göre, Avrupa Ekonomik Alanı’na yapılan ithalat 2019’a kıyasla %485 arttı ve ABD’den gelen LNG artık AB’ye yapılan LNG ithalatının %59’unu oluşturuyor.
2024 yılında Birleşik Krallık doğalgaz ihtiyacının %50’sini yerli üretimle, %33’ünü ise Avrupa Ekonomik Alanı’ndan (EEA) ithalatla karşıladı. Bunun dışında tamamen LNG’ye bağımlı olan ülkenin toplam ithalatının %68’ini ABD’den gelen sevkiyatlar oluşturuyor.
2019’da Avrupa Ekonomik Alanı’nın doğalgaz ithalatının %60’ını Rusya’dan boru hattıyla yapılan doğalgaz oluştururken, bu oran 2025’e kadar %8’e düştü.
Norveç Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nden Prof. Kacper Szulecki şunları söyledi: “Donald Trump’ın Amerikan enerji egemenliğinin yeni gerçekliğini kabul etmeli ve Avrupa’nın ithalatına ihtiyatlı yaklaşmalıyız.”
“ABD’nin 2025 ulusal güvenlik stratejisi, enerji ihracatını açıkça güç göstermenin bir yolu olarak tanımlıyor. ABD, 1980’lerde Ronald Reagan döneminde benzer bir yaklaşım denemiş ve Avrupalı ortaklarını SSCB ile doğalgaz ticaretinden vazgeçirmeye çalışmıştı. Ancak o zamanlar doğalgazı sıvılaştırma teknolojisi yoktu, bu nedenle Avrupa’nın Rus boru hattı gazından başka alternatifi yoktu.”
Szulecki, son gerilimler nedeniyle kısa vadede enerji faturalarında artış riski olduğunu söyledi.
“Şu anda AB’deki doğalgaz rezervleri çok düşük, yılların en düşük seviyesinde ve Ukrayna’daki savaşın başlangıcından bile daha düşük. Soğuk bir kış geçirirsek ve ABD ile gerilimler artarsa, bu da fiyat artışlarına ve rezervlerin tükenmesine yol açarsa, önümüzdeki aylarda gerçekten dramatik bir enerji kriziyle karşılaşabiliriz,” dedi.
“AB, Grönland’ın uyguladığı gümrük vergilerine karşılık olarak ABD ile ticaret anlaşmalarını feshetmeyi düşünüyor, ancak Brüksel’deki politika yapıcıların da belirttiği gibi, şu anda ABD’den gelen gaza gerçek bir alternatif yok.”
Raporun başlatıcısı ve Ekolojik Enstitü’de kıdemli araştırmacı olan Raffaele Piria, artık tek pazarın dışında olan İngiltere’nin, Avrupalı müttefikleri kadar savunmasız olduğunu söyledi.
“Birleşik Krallık, Avrupa Ekonomik Alanı ile tamamen aynı jeopolitik ve ekonomik kırılganlıklardan etkileniyor ve aslında fiziksel ve ekonomik olarak Avrupa doğalgaz şebekesine ve doğalgaz piyasasına tam olarak entegre olmuş durumda,” dedi.
“Ukrayna’nın işgalinden bu yana, AB enerji ticaretinde Rusya’ya olan bağımlılığının bedelini ağır ödedi. ABD güvenilir bir alternatif gibi görünüyordu. Tarihsel olarak, ABD hükümetinin Avrupa’ya baskı uygulamak için doğalgaz piyasalarına müdahalesi düşünülemez olarak kabul ediliyordu. Mevcut jeopolitik bağlamda, bu varsayım sorgulanabilir.”
Makalede, “enerji – özellikle gaz – ihracatının giderek stratejik bir kaldıraç aracı olarak işlev görmesi” nedeniyle Avrupa’nın harekete geçmesi gerektiği savunuluyor. Orta ve uzun vadede Avrupa’nın “yerli yenilenebilir kaynaklara dayalı verimli ve modern bir enerji sistemine geçişi hızlandırması” gerektiği belirtiliyor.














