Piyasalarda tecrübeye güveniriz. Yıllarını bu işe vermiş ve nice krizler görmüş bir oyuncunun isabetli kararlar vermesini bekleriz. Ancak insan ne kadar tecrübeli olursa olsun, karar verirken duygularından bütünüyle sıyrılamaz. Korkuları, beklentileri veya o gün yaşadığı bir olay vereceği kararı etkileyebilir.
Algoritmik işlemler yaygınlaşırken işin bu tarafını da düşünmek gerekiyor. Peki, yılların bilgi ve tecrübesiyle karar veren bir insanın karşısında, verileri belirli kurallarla değerlendiren bir yöntem ne kadar başarılı olabilir?
Konuya biraz daha geniş bir açıdan bakalım. Bunun için sermaye piyasalarından kısa bir süreliğine uzaklaşıp psikolojiye geçelim.
Bir hastanın durumunu tahmin etmek için deneyimli bir uzmanın sezgisel yargısına mı yoksa birkaç değişkeni birleştiren basit bir istatistiksel formüle mi güvenilmeli?
Soru Amerikalı psikolog Paul Meehl’a ait.
Meehl, 1954 yılında yayımladığı kitabında, uzmanların klinik yargılarıyla istatistiksel tahmin yöntemlerini karşılaştıran araştırmaları inceler. Ortaya çıkan tablo, uzman sezgisine duyulan güveni sarsacak niteliktedir. Zira verileri belirli kurallarla birleştiren formüller, pek çok karşılaştırmada uzmanların değerlendirmelerine eşit veya daha yüksek doğruluk sağlamaktadır. Sonraki yıllarda yapılan araştırmalar da bu genel bulguyu destekler.
Burada “formül” derken neyi kastettiğimizi somutlaştırmak gerekiyor.
Bunun için psikolog Lewis Goldberg’in 1965 yılında yayımlanan çalışmasına bakalım.
Goldberg, MMPI olarak bilinen bir kişilik testinin sonuçlarından hareketle, hastaların o dönemde kullanılan “nevrotik” ve “psikotik” tanı gruplarından hangisine ait olduğunu tahmin etmeye çalışır.
Geliştirdiği basit kurallardan biri Goldberg İndeksi olarak literatüre geçmiştir.
Goldberg İndeksi = L + Pa + Sc − Hy − Pt
Harfler, testin beş farklı alt ölçeğinden elde edilen standart puanları temsil eder. Test sonucunda çıkan sonuç 45 puanın altındaysa hastaya “nevrotik”; 45 puanın üzerindeyse “psikotik” teşhisi konur. Böylece test verileri, önceden belirlenmiş ve her hastaya aynı şekilde uygulanan bir karar kuralına dönüşür.
Kuralı test etmek için 7 farklı klinik ortamdan alınan 861 hastanın test profili üzerinde değerlendirme yapılır. Aynı profilleri, aralarında deneyimli psikologların da bulunduğu 29 değerlendirici inceler. Hastaların kayıtlardaki tanılarıyla karşılaştırıldığında, değerlendiricilerin ortalama doğruluk oranı %62 (en başarılı olanı %67) olarak çıkar. Goldberg İndeksinin başarısı ise %70’e ulaşır.
Bu başarının önemli kaynaklarından biri tutarlılıktır.
İnsan bir olaya farklı zamanlarda farklı teşhisler koyabilir. Bunun pek çok sebebi vardır. Yakın zamanda yaşadığı tatsız bir olay, mental yorgunluk, partneriyle olan duygusal durumu, son zamanlarda yaşadığı aksilikler, sabah ofisine gelirken trafikte yaşadığı küçük bir tartışma veya karar vereceği an dikkatini dağıtan bir ayrıntı değerlendirmesini değiştirebilir.
Formül ise aynı veriler karşısında mutalaka ama mutlakaaynı sonucu üretir. Çünkü formül, vereceği karar bağlamında herhangi bir dış etkenden etkilenmez. Heyecanı, üzüntüsü, yorgunluğu, dikkat dağınıklığı, aşk acısı, duygusal aşırılığı, hevesi, hayalleri veya üzerinde baskı yaratan sorumlulukları yoktur.
Algoritmik bir sistem; fiyatın yönünü, işlem hacmini ve volatilitesini belirli kurallarla değerlendirerek pozisyon açar, hatta günümüzde bazı gelişmiş algoritmalar yerel veya küresel haberleri bile değerlendiriyor.
Hangi koşulda pozisyondan çıkacağını, ne zaman kâr alacağını veya ne zaman kol keseceğini yani risk-ödül oranını önceden belirler ve bu kuralları duygusal durumuna göre değiştirmez.
Böyle bir sistem, yatırımcının son işlemde kazandığı için gereksiz cesaretlenmesini veya kaybettiği için bir sonraki fırsattan korkmasını karar sürecinin dışında tutar. Yani davranışsal finans literatüründeki aşırı güven, kayıptan kaçınma veya optimizm gibi pek çok önyargıyı devre dışı bırakır.
Bu çalışmalardan elbette algoritmaların borsada mutlaka kazandıracağı sonucunu çıkarmak yanlış olur. Özellikle Ülkemiz borsasının iç/dış politikaya olan duyarlılığı ve jeopolitik riskler göz önünde bulundurulduğunda algoritmaların da hataya açık olduğu bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor.
Ayrıca algoritma ile gelen tutarlılık, yanlış kurulmuş bir stratejinin zararını da düzenli hâle getirir.
Dr. Ömer Niyazi ERTEN
















