1. Haberler
  2. Borsa
  3. Fonlarda Hesap Vakti: Yemeği Yiyen Başka, Sofrayı Kaldıran Başka mı?

Fonlarda Hesap Vakti: Yemeği Yiyen Başka, Sofrayı Kaldıran Başka mı?

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bir haftayı fonlarla geçirdik. Önce fonların taşıdığı hisseleri, ardından teminat ilişkilerini, para piyasası fonlarını ve fonların birbirleriyle kurduğu yapıları konuştuk. Sonunda iş, 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine kadar geldi.

Şimdi yatırımcının kafasında doğal olarak aynı soru var: Param ne olacak ve ne kadarını geri alacağım? Bu sorunun cevabı ise yalnızca fonun ekranda görünen son fiyatına değil, portföydeki varlıkların tasfiye sırasında hangi değerden nakde çevrilebildiğine bağlı olacak.

Fon fiyatı ile tasfiye değeri aynı olmayabilir

Fon fiyatı, portföydeki hisseler, mevduatlar, borçlanma araçları ve diğer varlıkların değerlenmesiyle oluşuyor. Alacaklar ekleniyor, borçlar ve giderler düşülüyor; ortaya çıkan fon toplam değeri dolaşımdaki katılma payı sayısına bölünüyor.

Diyelim ki bir fonun elinde 100 milyon lot hisse var ve bu hisse Borsa’da 10 liradan işlem görüyor. Kâğıt üzerinde bu pozisyonun değeri 1 milyar lira görünüyor. Ancak hisse günde yalnızca birkaç milyon lot işlem görüyorsa, fonun elindeki 100 milyon lotun tamamının 10 liradan satılabileceğinin hiçbir garantisi yok.

Satışlar başladıkça fiyat 9 liraya, 8 liraya veya daha aşağıya gerileyebilir. İşte tasfiye sürecindeki temel risk de burada ortaya çıkıyor: Fonun hesaplanan değeri ile gerçekten nakde çevrilebilen değeri aynı olmak zorunda değil.

Bu nedenle yatırımcının son gördüğü fon fiyatı, tasfiye sonunda hesabına yatacak tutarın garantisi olarak görülmemeli. Tasfiye sürecinde belirleyici olacak şey, portföydeki varlıkların hangi fiyatlardan satılabildiği ve bütün yükümlülükler çıktıktan sonra geriye ne kaldığı olacak.

Mevzuat yatırımcıya ne söylüyor?

Burada iki temel düzenleme öne çıkıyor. İlki 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 53’üncü maddesi. Buna göre fon malvarlığı, portföy yönetim şirketinin ve portföy saklayıcısının malvarlığından ayrı tutuluyor; şirketin kendi borçları nedeniyle fon malvarlığına gidilemiyor.

Bu yatırımcı açısından önemli bir koruma sağlıyor ancak sıkça karıştırılan bir nokta var. Fon malvarlığının hukuken korunması, fonun içindeki varlıkların fiyatının veya yatırımcının son gördüğü fon değerinin garanti altında olduğu anlamına gelmiyor.

İkinci temel düzenleme ise III-52.1 sayılı Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliği’nin 28’inci maddesi. Tebliğe göre fon sona erdiğinde malvarlığı tasfiye ediliyor ve ortaya çıkan tasfiye bakiyesi, katılma payı sahiplerine sahip oldukları pay oranında dağıtılıyor.

Buradaki en önemli ifade “son açıklanan fon fiyatı” değil, tasfiye bakiyesi. Yani portföydeki varlıklar satılacak, alacaklar tahsil edilecek, borçlar ve giderler düşülecek; geriye kalan tutar yatırımcılara payları oranında dağıtılacak.

Yatırımcı ne yapacak?

Tasfiye kapsamındaki yatırımcının ayrıca bir yere gidip “paramı geri istiyorum” diye başvuru yapması öngörülmüyor. Yatırımcının sahip olduğu fon payları MKK nezdinde kayıtlı ve tasfiye işlemleri SPK tarafından görevlendirilen bankalar üzerinden yürütülecek.

Tera Portföy fonlarında Türkiye İş Bankası, diğer altı portföy yönetim şirketinin fonlarında ise Ziraat Bankası tasfiye işlemlerini yürütecek. Öncelikle yatırımcıların MKK kayıtlarıyla fon payları karşılaştırılacak; ardından fonların borçları, alacakları, mevduatları, repo işlemleri ve diğer yükümlülükleri mutabık hale getirilecek.

Sonraki aşamada portföyde bulunan varlıklar nakde çevrilecek. SPK kararında satışların yatırımcı menfaati, piyasa derinliği ve likidite koşulları gözetilerek yapılmasının özellikle belirtilmesi, düşük likiditeli pozisyonların tasfiyedeki önemini de gösteriyor.

Bu nedenle fonun elindeki bütün hisselerin aynı anda satılması gibi bir yöntem izlenmek zorunda değil. Satışlar piyasa koşullarına göre zamana yayılabilecek, elde edilen nakit de belirli dönemlerde yatırımcıların payları oranında hesaplarına aktarılabilecek.

Tasfiye için belirlenen ana süre en fazla üç ay. Ancak SPK gerekli görürse bu süreyi uzatabilecek. Yatırımcının bu süreçte MKK kayıtlarını, KAP açıklamalarını ve hesabının bulunduğu banka veya aracı kurumdaki hareketleri takip etmesi önem taşıyor.

Parasının tamamını alabilecek mi?

Bugün kesin olarak cevaplanamayan en önemli soru bu. Bir fonun portföyünde 1 milyar lira görünen hisse pozisyonu gerçekten 1 milyar liraya satılabiliyorsa önemli bir sorun ortaya çıkmayabilir; ancak aynı pozisyon 800 milyon ya da 600 milyon liraya nakde çevrilebiliyorsa sonuç değişir.

Üstelik tasfiye sırasında fon giderleri tamamen ortadan kalkmıyor. Yönetim ücreti ve diğer giderlerin devam etmesi de nihai tasfiye bakiyesini aşağı çekebilecek unsurlar arasında bulunuyor.

Dolayısıyla bundan sonra yalnızca “fon ne zaman kapanacak?” sorusuna bakmak yeterli değil. Fonun içinde hangi varlıkların bulunduğu, bu varlıkların likiditesi, fonun elindeki miktarın günlük işlem hacmine oranı ve pozisyonların hangi fiyatlardan satılabileceği çok daha önemli hale geliyor.

Birden fazla tasfiye edilen fonun aynı hissede yüksek miktarda pozisyon taşıması halinde mesele daha da karmaşıklaşabilir. Aynı anda satışa gelen büyük miktarlar, piyasa fiyatını aşağı çekerek diğer fonların tasfiye değerini de etkileyebilir.

Asıl sorular şimdi başlıyor

Bir haftadır “kaç fon tasfiye edildi?” sorusunu konuştuk. Artık bunun ötesine geçip 131 fonun içinde hangi hisselerin bulunduğunu, bu hisselerin ne kadarının düşük fiili dolaşıma sahip olduğunu ve fonların bu şirketlerde ne kadar büyük pozisyon taşıdığını sorgulamak gerekiyor.

Aynı hissede birden fazla tasfiye fonu varsa satışların birbirini nasıl etkileyeceği de önemli. Son açıklanan fon fiyatları ile gerçek tasfiye fiyatları arasındaki fark ortaya çıktıkça, sıkıntının gerçek büyüklüğü de daha net görülecek.

Bir başka soru ise daha geriye gidiyor. SPK bazı sorunları 2025’in son çeyreğinden itibaren gözlemlediğini açıklıyorsa, bu yapı nasıl oldu da bu büyüklüğe kadar ulaştı ve müdahale neden bu aşamada geldi?

Tasfiye kararı bu hikâyenin sonu değil. Önümüzdeki dönemde asıl konuşacağımız şey fonların ekranda görünen fiyatları değil, portföylerin gerçekten hangi rakamlardan nakde çevrilebildiği olacak.

Çünkü sonunda belirleyici olacak tek hesap şu: Fonlarda görünen değerle, yatırımcının eline geçen gerçek para arasında ne kadar fark oluşacak?

Eskiler “Yemeği biz yedik, sofrayı kuran kaldırsın” derdi. Şimdi; “Yemeği kim yedi, sofranın hesabını kim ödeyecek?” diye soruyorlar…

Fonlarda Hesap Vakti: Yemeği Yiyen Başka, Sofrayı Kaldıran Başka mı?
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Finanshub Ekonomi & Borsa ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!