ABD, AB, İngiltere, Japonya , Avustralya ve Yeni Zelanda’dan bakanlar, kritik mineraller konusunda stratejik bir ittifakı görüşmek üzere bu hafta Washington’da bir araya geleceklerini açıkladılar.
Zirve, Donald Trump ile bir yıllık çatışma nedeniyle kırılan transatlantik bağları onarmak ve ülkelerin Çin’den kaynaklanan risklerden arınmasına yardımcı olacak diğer ittifakların önünü açmak için bir adım olarak görülürken; olası ittifakın hedeflerinden biri de çelik sektörü olacak gibi görünüyor.
Çin, geçen Nisan ayında Trump’ın “özgürlük günü” gümrük vergilerine karşılık olarak nadir toprak elementleri ihracatını kısıtlamasına bağlı olarak; Avustralya Çin’den kaynaklanabilecek tedarik kesintilerine karşı savunmasız olduğuna inandığı mineraller için 1,2 milyar Avustralya doları (840 milyon dolar) değerinde stratejik bir fon oluşturacağını açıkladı.
Bu zirve, konuyla ilgili bir ay içinde düzenlenen ikinci zirve ve aralarında G7 üyeleri olan İngiltere, ABD, Japonya, Fransa, Almanya, İtalya ve Kanada’nın yanı sıra; Hindistan, Güney Kore, Meksika, Avustralya, Yeni Zelanda ve muhtemelen Arjantin’in de bulunduğu yaklaşık 20 ülkeyi kapsıyor.
Tartışılacak konulardan biri de ABD’nin kritik mineraller ve nadir toprak elementleri için asgari fiyat garantisi vermesi yönündeki teklifler olacak. Bu hafta Washington’ın bu fikre karşı karar verdiği yönündeki bir haber , kendisini Çin’e alternatif bir kritik mineral üreticisi olarak konumlandıran ve antimon ve galyum gibi elementleri stoklama kararı alan Avustralya’da hisse senetlerinin düşmesine neden oldu.
Avusturalya, Çin’in korunma refleksi olarak tedarikleri kesme isteğine karşı direnç oluşturmak amacıyla yıllardır aktif olarak rezerv biriktiren Japonya’nın izinden gidiyor.
Avustralya’nın kaynaklardan sorumlu bakanı Madeleine King, ABD’nin asgari fiyatlandırma uygulamama kararının “Avustralya’nın kritik mineral rezerv programını sürdürmesini engellemeyeceğini” söyledi.
Washington’daki toplantı, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun öncülüğünde düzenlendi; Rubio ve toplantıya katılan diğer ülkeler, potansiyel fiyatlandırma ve yatırım desteğiyle Çin dışındaki tedarik zincirlerini olabildiğince hızlı bir şekilde güçlendirmeyi planladıklarını anlattı.
ABD Dışişleri Bakanlığı zirve öncesi yaptığı açıklamada, “Uluslararası ortaklarla kritik mineral tedarik zincirlerinin güçlendirilmesi, ABD ekonomisi, ulusal güvenlik, teknolojik liderlik ve dirençli bir enerji geleceği için hayati önem taşıyor” dedi.
AB kaynakları, görüşmelerin başarılı olması durumunda, müttefiklerin Trump’ın gümrük vergisi tehditleriyle sürekli mücadele etmek yerine Çin’den kaynaklanan riskleri azaltmak için ABD ile birlikte çalıştığı ilişkilerde bir dönüm noktası olarak görülebilecek ortak bir açıklama yapılacağını söyledi.
Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, bir İngiliz bakanın da katılacağı belirtilerek, “İngiltere’nin ekonomik güvenliği, ulusal güvenlikle el ele gider. Bu nedenle, İngiltere’de ekonomik büyümeyi güvence altına almak için hayati bir adım olan çeşitlendirilmiş bir kritik mineral tedarik zincirini sağlamak için çalışıyoruz.” denildi.
Trump yönetimi, Ekim ayında Çin ile 12 aylık bir ticaret ateşkesi konusunda anlaşmaya varmasından bu yana çok taraflı istişareler düzenliyor. Çin, aralarındaki tırmanan gümrük vergisi anlaşmazlığında, hala nadir toprak elementleri tedarikini kesmekle tehditini ciddi bir silah olarak kullanmaya devam ediyor.
Bu mineraller, akıllı telefonlardan savaş uçaklarına, rüzgar türbinlerinden müzik hoparlörlerine kadar her şeyin üretiminde ihtiyaç duyulan, modern üretimin en önemli hammaddelerinden bazıları haline geldi.
Avrupa’nın yüksek manyetik özelliklere sahip nadir toprak elementlerinden yapılan kalıcı mıknatıs tedariği neredeyse tamamen Çin’den sağlanmaktadır.
Avrupa Komisyonu’nun üst düzey yetkililerine göre, AB Aralık ayında yılda 20.000 ton kalıcı mıknatıs kullanıyor; bunun 17.000 ila 18.000 tonu Çin’den, sadece 1.000 tonu ise AB’den geliyor. Bu bile bağımlılığın seviyesini anlayabilmek için en iyi örneklerden birisini teşkil ediyor
Bu ve benzeri zirveleri II.Dünya Savaşı sürecinde savaş sonrası dünya düzenini inşa etmek için yapılan Dumbarton Oaks, Bretten Woods, Yalta veya San Fransisco konferanslarına benzetsek sanırım pek de yanılmış olmayız. ABD attığı bu adımlarla birlikte süre gelen bu ekonomik savaştan gelip gelmek ve sonrasında da yeni kurulacak düzende egemen güç olmak adına elinden geleni yapıyor gibi görünüyor.















