1. Haberler
  2. Borsa
  3. SAVAŞLAR, KRİZLER GÖRDÜ: BORSA BÖYLESİNİ GÖRMEDİ!

SAVAŞLAR, KRİZLER GÖRDÜ: BORSA BÖYLESİNİ GÖRMEDİ!

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bir ayda 50 binden fazla yatırımcı hisse senedi hesabını boşalttı. Yatırım fonlarında ise 1,2 trilyon liraya yakın erime yaşandı. Rakamlar zaten yeterince ağır. Ancak asıl mesele kaybolan para değil, kaybolan güven. Çünkü piyasada para yeniden kazanılabilir ama güven bir kez yıkıldığında onu yerine koymak yıllar alabilir.

Borsa İstanbul’da son dönemde yaşananları yalnızca hisse fiyatlarındaki düşüşle açıklamak mümkün mü?

Pek sanmıyorum.

Ortada çok daha ciddi bir tablo var. Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) verilerine göre eylül ayında hisse senedi portföyünü boşaltmış yatırımcıların sayısı 50 bin 234 kişi arttı. Yatırım fonlarında ise aynı gruptaki artış 1.133 kişi oldu.

Düşünün, yalnızca bir ayda 50 binden fazla kişi daha hisse senedi hesabını sıfırlamış.

Bu insanların hepsi aynı nedenle mi çıktı? Elbette hayır. Ancak böylesine büyük bir artışı sıradan bir portföy değişikliği olarak görmek de pek mümkün değil.

Savaş gördük, kriz gördük… Peki şimdi ne oldu?

Türkiye sermaye piyasalarının hafızası aslında oldukça kabarık.

1994 ekonomik krizini yaşadık. 2001’de bankacılık sistemi ağır bir krizden geçti. 2008’de küresel finans sistemi sarsıldı. 2020’de pandemi nedeniyle dünya borsalarında tarihi satışlar görüldü.

Örneğin 2001 krizinde Borsa İstanbul’un öncülü olan İMKB’de sert değer kayıpları yaşandı. 2008’de ise küresel finans krizinin etkisiyle hisse senetleri dünya genelinde büyük kayıplar verdi.

Ama bugün yaşananların farklı bir tarafı var.

Geçmiş krizlerde yatırımcı çoğu zaman ekonomiden, faizden, dövizden veya küresel gelişmelerden korkuyordu.

Bugün ise yatırımcının korktuğu şeylerden biri doğrudan piyasanın kendisi.

İşte üzerinde durulması gereken nokta da burası.

Birileri kazanırken binlerce kişi kapıya yöneldi

Son haftalarda fon piyasasında ortaya çıkan gelişmeleri hep birlikte izledik.

Soruşturmalar, el koyma kararları, tasfiye süreçleri, sert düşen hisseler ve bir türlü yanıt bulamayan sorular…

Bir tarafta milyarlarca liralık kazanç iddiaları konuşulurken diğer tarafta küçük yatırımcı birikimini nasıl kurtaracağını düşünmeye başladı.

Şimdi MKK verileri önümüzde duruyor.

Ağustos sonunda 10,44 trilyon lira olan yatırım fonlarının toplam portföy büyüklüğü, eylül sonunda 9,26 trilyon liraya gerilemiş.

Yaklaşık 1,17 trilyon liralık bir azalmadan söz ediyoruz.

Elbette bu tutarın tamamı piyasadan çekilen para değil. Fiyat hareketlerinin ve portföy değerlerindeki değişimlerin de etkisi var.

Ancak sonuç değişmiyor.

Piyasanın üzerinde kocaman bir güven sorunu oluşmuş durumda.

Borsa bir kumarhaneye dönüşürse yatırımcı kapıyı gösterir

Sermaye piyasalarının kuruluş amacı belli.

Şirketler kaynak bulacak, yatırımcılar tasarruflarını değerlendirecek, ülke ekonomisi büyüyecek.

Peki yatırımcı, karşısındaki şirketin bilançosundan çok hangi fonun o hisseyi taşıdığını düşünmeye başlamışsa?

Bir hissenin neden yükseldiğini değil, hangi grubun ne zaman satacağını merak ediyorsa?

İşler tersine dönmüş demektir.

Çünkü sağlıklı bir piyasada yatırımcı şirketin geleceğine ortak olur. Güvenin zedelendiği piyasada ise herkes kapıya en yakın sandalyeyi kapmaya çalışır.

Müzik durduğunda ayakta kalmamak için…

Bugün yaşanan biraz da bu.

Tarih bize ne söylüyor?

1929’da Wall Street’te başlayan büyük çöküş yalnızca hisse fiyatlarını aşağı çekmedi. Finansal sisteme duyulan güveni de derinden sarstı.

ABD’de 1930’lu yıllarda sermaye piyasalarına ilişkin yeni düzenlemelerin yapılması ve 1934’te Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonunun (SEC) kurulması tesadüf değildi.

Amaç yalnızca piyasayı denetlemek değildi. Yatırımcının yeniden güven duyabileceği bir sistem oluşturmaktı.

Çünkü piyasanın ayakta kalması için sadece sermaye yetmez.

Güven de gerekir.

Türkiye’de de bugün benzer bir sorunun yanıtını aramak gerekiyor.

Yatırımcıyı yeniden piyasaya getirecek olan şey birkaç günlük yükseliş mi, yoksa adil ve şeffaf bir piyasa düzeni mi?

Bence cevabı oldukça açık.

Asıl kayıp 1,2 trilyon lira mı?

Bir piyasada fiyatlar düşebilir.

Şirketler zarar açıklayabilir.

Yatırımcı yanlış karar verebilir ve para kaybedebilir.

Bunların hepsi sermaye piyasalarının doğasında var.

Ancak yatırımcı, kuralların herkes için aynı işlemediğinden şüphe etmeye başladığında mesele artık fiyat hareketi olmaktan çıkar.

İşte bugün asıl tehlike burada.

50 bin 234 kişilik artış yalnızca istatistik tablosuna yazılmış bir sayı değil.

Her birinin arkasında farklı bir yatırım hikâyesi var.

Kimisi yıllardır biriktirdiği parasını korumaya çalışıyor, kimisi yaşadığı kayıptan sonra piyasadan uzaklaşıyor, kimisi de belirsizlik bitene kadar beklemeyi tercih ediyor olabilir.

Ve unutmayalım, bu veriler yalnızca hesabını boşaltanları gösteriyor. Hâlâ hisselerini elinde tutmasına rağmen piyasaya güvenini kaybetmiş kaç yatırımcı olduğunu bilmiyoruz.

Borsanın en büyük riski her zaman düşen endeks değildir. Bazen en büyük risk, yatırımcının artık yükselen endekse bile inanmamasıdır.

Bugün sorulması gereken soru, borsanın yarın kaç puan yükseleceği değil.

Bu piyasadan uzaklaşan yatırımcıların yeniden hangi gerekçeyle geri döneceği.

Çünkü paranın gittiği yere güven de gider sanıyoruz.

Oysa çoğu zaman tam tersi olur.

Önce güven gider. Para da arkasından çıkar.

SAVAŞLAR, KRİZLER GÖRDÜ: BORSA BÖYLESİNİ GÖRMEDİ!
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Finanshub Ekonomi & Borsa ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!