1. Haberler
  2. Ekonomi
  3. Davos’da Neler Oldu?

Davos’da Neler Oldu?

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bizim için Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 2009 yılında “One Minute” çıkışı ile hafızalara kazınna Davos zirvesi yada resmi adı ile Dünya Ekonomi Forumu (WEF) geçen hafta geniş katılımlı olarak icra edildi ve bu sefer Foruma başka bir lider damgasını vurdu.

Küreselleşmenin merkezi olarak bilinen İsviçre’nin Davos kentinde 2026 Dünya Ekonomik Forumu (WEF) Yıllık Toplantısı 19-23 Ocak 2026 tarihleri arasında icra edildi. Bu yılki Davos’un teması “Diyalog Ruhu” idi, ancak geriye dönüp bakıldığında, “Monologun Gerçekliği” olarak tanımlanması daha doğru olabilirdi. Çünkü ABD Başkanı Donald Trump tek kişilik kocaman bir kadro ile gösterisini sahneledi. 

Her yıl yorumcular Davos’un ruh halini değerlendirmeye çalışırlar.Bu zirvenini ruha hali için sanırım kullanılacak en doğru kelime “GERGİN” olacaktır. Özellikle Grönland ve NATO özelinde yürütülen kaosun etkisi Davos’ta Trump’un konuşmasına kadar net bir şekilde hissedildi .Çarşamba günü Trump’ın konuşmasına kadar korku endeksi (VİX)’de bile öngörülemez bir yükseliş gözlendi. Liderler ve katılımcılarda Trump’ın söyleyeceklerine yönelik kaygı gözle görülür seviyede hissedilmesine rağmen, Trump’ın konuşması sonrası özellikle Avrupalılar arasında temkinli bir rahatlama dikkatlerden kaçmadı. Zaten bu rahatlama sonrasında VİX’e de yansıdı.

Davos, birçok açıdan iki konuşmanın öyküsüydü: Başkan Trump’ın ve Kanada Başbakanı Mark Carney’nin konuşmaları. Her ikisi de büyük bir değişim sürecinin ortasında olduğumuzu ortaya koydu ve dünyayı olduğu gibi kabul etmemiz gerektiğine dair giderek artan inancı pekiştirdi

Peki sırada ne var? Carney’nin anlatımına göre, “hoş bir kurgunun sonuna ve acımasız bir gerçekliğin başlangıcına” tanık oluyoruz ; bu gerçeklikte “orta güçler birlikte hareket etmeli, çünkü masada olmazsak menüde oluruz.” 

Bu stratejiyi izlerken, Carney ve Avrupa güçleri Amerika Birleşik Devletleri’ni hiçbir şekilde terk etmiyorlar. Aksine, “değişken geometri”yi kullanmayı ve yeni bir jeopolitik denge kurmak için gönüllü koalisyonlar geliştirmeyi amaçlıyorlar. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen tarafından Avrupa Birliği’nin Çin’e yönelik stratejisini tanımlamak için ortaya atılan “risk azaltma” terimi, şimdi Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı kullanılıyor. Amerika Birleşik Devletleri’nden uzaklaşma (özellikle ticarette ve potansiyel olarak finansal varlıklarda), yerli savunma yeteneklerinin geliştirilmesi ve uzun zamandır tartışılan reform gündemleri öncelikli konular arasında yer alıyor. 

Her bölgeden iş ve siyaset liderleri, çok taraflı kurallara dayalı sistemi tanımlayan kurumları, normları ve süreçleri yakından incelemeye zorlandılar. Bazıları hâlâ sarkaçın tamamen eski haline döneceği hayaline tutunurken, çoğu kişi Trump sonrası dönemde bile işlerin eskisi gibi olmayacağı inansını savunuyor.

Liderlerin, Trump’ın fikrini değiştirmeye ve onu yanlış düşündüğüne ikna etmeye yönelik stratejilerden vazgeçtikleri konusunda genel bir fikir birliği olduğunu kanıısı yaygın. Bunun yerine, ABD ile ilişkilerinde nüfuz sahibi olmanın ve ona olan bağımlılıklarını azaltmanın yollarını araştırmak için ikili ve çok taraflı iş birliğine odaklanmış durumdalar. Ancak bu yaklaşım, özellikle Avrupa için maliyetli ve zorlu ödünler gerektiriyor.

Eğer geçmiş performans gelecekteki getirilerin bir göstergesi ise, Avrupa’nın stratejik özerkliğinden, Kanada’nın ihracat çeşitlenmesinden veya eski Hindistan Başbakanı Jawaharlal Nehru’nun arzuladığı türden etkili bir “bağlantısızlık” hareketinden oldukça uzaktayız. Dünya kesinlikle daha çok uluslararası uzlaşı zemini arıyor. Fakat artık Avrupalılar da şunun farkına vardılar; dünyanın büyük bir bölümünü Amerika Birleşik Devletleri’ne bağlayan yapısal askeri ve ekonomik faktörlerdan kurtulmak için artık söylemlerde fazlasına ihtiyaç var ve bunun ciddi bir fatıurası olacak.

Trump, İkinci Dünya Savaşı sonrası yaratılan ve son seksen yıldır yürütülen ABD destekli Avrupa’nın ayakta kalmasını içeren eski düzenin sona erdiğinin altını çizerken, yeni sistemine dair vizyonu da aynı derecede ABD merkezli olduğunu söylemekten de çekinmiyor. Trump’ın artık savunduğu sistemi şu ifadesi ile net olarak ortaya koyuyor “Amerika yükseldiğinde, tüm dünya yükselir. Tarih böyle olmuştur. İşler kötüye gittiğinde, kötü gider… Hepiniz bizi inişte de çıkışta da takip edersiniz.”

Davos öncesi ve süresince bir çok gündem maddesi masada olmasına karşın, herkesin kafasında sadece Grönlandı meselasi vardı. ABD tarafında yaratılan bu kriz yine ABD tarafından çözüldü hem de işgal tehdidi ve NATO içinde kriz yaratmadan da çözülebilecek şekilde konu kapatıldı.Fakat nasıl çözülmüş olursa olsun ABD’nin Grönland hamlesinin, nihayetinde , ittifakların temelini oluşturan güvene ciddi anlamda zarar verdiği unutulmamamlıdır.

Bu zirveye Trump damgasını vurdu derken unutulmaması gereken diğer hususun, zirvede konuşulan konular ( konu demek daha doğru olur sanırım : ) kadar konuşulmayan konular da bir o kadar önemli. Ukrayna, Gazze, İran, Venezuela, Sudan ve Yemen gibi konulara çok az değinildi. Hatta son dört yılın en önemli konusu olduğu tartışmaya kapalı olan ABD-Çin ekonomik savaşının uluslararası sisteme verdiği zarar ve yaratılan mali dengesizlik hak ettiği seviyede gündeme taşınmadı. Kısacası diğer birçok etkinlikte olduğu gibi önemli konula popülizme kurban gitti ve “önemli olan ile acil olan” ayrıştırılamadı. 

Daha önemlisi uzlaşmadan uzak, sorunların tartışılması yerine etkin güç tarafından çözümlerin dikte edilmesi felsefesinin hakim olduğu bu zirvenin, uluslararası uzlaşmayı sağlamaktan çok yeni yaratılmaya çalışılan düzenin görsel ispatı niteliğindeydi sanırım.

Davos’da Neler Oldu?
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Finanshub Ekonomi & Borsa ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!